Kuran-ı Kerim ve Ehli Kitap hakkında!


“Ama hepsi bir değildir. Kitab’lılar içinde, gece
saatlerinde ayakta durup Allâh’ın âyetlerini okuyarak
secdeye kapanan bir topluluk da vardır. Onlar, Allâh’a
ve âhiret gününe inanırlar, iyiliği emreder, kötülükten
men’ederler; hayır işlerine koşuşurlar.
İşte onlar iyilerdendir.” (Al-i İmrân 3:113-114)

Evet, hepsi bir değildir. Kötü olanlar var, ama aynı zamanda iyi olanlar da vardır. Ak koyunun kara kuzusu da olur. Her dönemden kötü insanların örneklerini bulmak gayet kolaydır. Ama hepsi bir değildir. Kur’ân, daha önceki bölümlerde gördüğümüz, imandan sapmış Yahudiler ve Hıristiyanlardan bahsettiği gibi, gerçek imanını koruyan Yahudiler ve Hıristiyanlardan da bahsetmiştir. Bu gerçek imanlılar Tanrı tarafından takdir görüyorlardı. Gerçek Hıristiyanlar için Kitab-ı Mukaddes büyük önem taşır, çünkü Kutsal Kitap Tanrı’nın sözleri ve inancın tek otoritesi olarak kabul edilir.

Kur’ân’a göre Hz. İsa ve Hz. Muhammed’in dönemi arasında gerçek Hıristiyanlar vardı:

“İsâ onlardan inkârı sezince: ‘Allâh’a gitmek için kimler
bana yardımcı olacak? dedi. Havârîler: ‘Biz, Allâh
(yolun)un yardımcılarıyız; Allâh’a inandık, şâhid ol, biz
müslümanlarız.’ dediler, ‘Rabb’imiz, senin indirdiğine
inandık, peygambere uyduk; bizi şahitlerle berâber yaz!’”
(Al-i İmrân 3:52-53)

“Havârîlere: ‘Bana ve elçime inanın!’ diye ilhâm etmiştim
(Kalblerine bu düşünceyi atmıştım); ‘İnandık, bizim
müslümanlar olduğumuza şahit ol!’ demişlerdi.” (Mâide 5:111)

“Nitekim Meryem oğlu İsa da havârilere: ‘Allâh’a (giden
yolda) benim yardımcılarım kimdir? demişti. Havâriler:
‘Allâh(yolun)un yardımcıları biziz’ dediler. İsrâil
oğullarından bir zümre inandı, bir zümre inkâr etti.”
(Saf 61:14)

Bu Kur’ân’daki ifadeler gösteriyor ki, Hz. Muhammed dönemine kadar Kutsal Kitap sapasağlam mevcuttu ve gerçek imanlılar bulunmaktaydı. Kur’ân’a göre Ehl-i Kitab’ın tamamı Kutsal Kitab-ı yanlış yorumlamıyordu. Sadece bunlardan bir kısmı bunu yapıyordu. Koçyiğit’in, Al-i İmrân 3:113 ile ilgili tefsiri ise şöyle:

“Kitap ehli, daha önce zikredilen çirkin sıfatlar ve kötü
ameller yönünden, şüphesiz hepsi de birbirinin aynı değildir.
Bunların arasında sayıları az olsa bile mü’min olanlar da
vardır. Kitap ehli içinde az olan mü’minleri zikrederek,
onları en güzel sıfatlar ve en iyi amellerle tavsif etmiştir.
Kitap ehlinden şöyle bir cemaat vardır ki, bunlar, hakka
yönelip adalete sarılmış kimselerdir. Dînin hiçbir emrine
aykırı davranmazlar ve hiç kimseye zulmetmezler. Bu
sıfatlarıyla onlar, büyük çoğunluğu fâsık olan kitap ehlinin
tamamiyle karşısındadırlar.”1

Yaşar Nuri Öztürk’ün Al-i İmrân 3:113 ile ilgili tefsiri ise şöyle:

“Ali İmrân suresi 113. ve devamı ayetler Ehli kitap’ın
hepsinin aynı olmadığını, içlerinden bir grubun gece-gündüz
Allah’ın ayetlerini okuyup ibadet ettiğini, Allah’a,
âhirete, inanıp iyiliğe çağırdığını vs. anlattıktan sonra
onları salihler diye anmaktadır. ‘Buradaki beyanlarla da,
Müslüman olanlar kastediliyor’ gibi bir hükme varmak
Kur’ân’a iftira olur.”2

“Allah’ın âyetleri” Kutsal Kitab’ın âyetleri kapsanıyor. Kur’ân’ın bu konuda ne yazdığına dikkatle bakalım:

“Kitâb ehlinden öyleleri var ki, Allâh’a inanırlar, size
indirilene ve kendilerine indirilene - Allâh’-tan korkarak
inanırlar; Allâh âyetlerini birkaç paraya satmazlar.
Onların mükâfatı da Rab’leri katındadır. Şüphesiz Allâh,
hesâbı çabuk görendir.” (Al-i İmrân 3:199)

“Fakat içlerinden ilimde ileri gitmiş olanlar ve müminler,
sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. O
namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allâha ve âhiret gününe
inananlar... İşte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz.”
(Nisâ 4:162-163)
____________________
1. Koçyiğit, Kur’ân-ı Kerîm Meal ve Tefsiri, 2. Cilt, s. 185.
2. Öztürk, Kur’ân’ın Temel Kavramları, s. 240.

Demek ki, Tanrı onları iyilerden saydığına göre, onlar Tanrı’nın vahyettiği orijinal Kutsal Kitab’ı kullanmaktaydılar.

“Mûsâ kavminden bir topluluk var ki gerçeğe götürürler
ve onunla adalet yaparlar.” (A’râf 7:159)

“Kitab ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle emanet
bıraksan, onu sana öder. (Al-i İmrân 3:75)

“İçlerinde (ileri geri gitmeyen) mü’tedil bir ümmet var...”
(Mâide 5:66)

Beydavi’nin A’râf 7:159 üzerindeki yorumu şöyle: “Ehl-i Kitab’tan bir topluluk hakkı uygulayarak, ya da hakkın sözüyle insanları doğru yola iletir, hak ile aralarında adilce hükmederler. Kastedilenler, Muhammed’in imanda sabit, hakkı yerine getiren çağdaşları ya da Ehl-i Kitab’ın imanlıları.”3

Onlar içinde doğru olan bir kısım olduğu gibi sahtekâr olan bir kısım da vardır. Ama bu doğru olan kısım hakkında, Kur’ân-ı Kerîm takdirle bahsetmektedir.

“...İnananlara sevgice en yakınları da ‘Biz
hıristiyanlarız.’ diyenleri bulursun. Çünkü onların
içlerinde keşişler ve rahipler vardır ve onlar büyüklük
taslamazlar.” (Mâide 5:82)

Prof. Dr. İbrahim Ağah Çubukçu,nun Mâide 5:82 üzerindeki yorumu da şöyledir: “Kur’ân Kitap ehli içinde Hıristiyanlığı Müslümanlığa en yakın olarak belirtmektedir. Bu hususu şu âyet açıkça vurgulamaktadır.”4 Profesör Watt bu ayet hakkında benzeyen bir ifade veriyor: “Bu da başka tecrübelere bağlı olarak Müslümanların Hıristiyanları kardeş telakki ettikleri günler de olmuştu.”5

Büyük bilgin Muhammed Hamidullah’ın Mâide 5:81-85 ayetlerle ilgili değerlendirmesi şöyledir: “Burada söylenmesi uygun düşecektir ki, bütün insanları bu yeni dine (diğer bir ifadeyle ezelî ve ebedî dine) yani İslâm’a girmeye davet ederken Kur’ânı Kerim, şayet Allah inancına sahip bir dine mensuplarsa, bu
____________________
3. Pfander, Tevrât ve İncîl’de Tahrif Yoktur, s. 1.
4. Çubukçu, “Müslümanların Hıristiyanlığa Bakış Açıları,” s. 224.
5. Watt, Günümüze İslâm ve Hıristiyanlık, s. 18.

davetine icap etmeyip İslâm olmayanları kendi dinlerine karşı ihmalkâr davranmaya asla çağırmamaktadır; aksine Kur’ânı Kerim, gayet açık ve seçik bir biçimde, bu gibi kimselerin kendi dinlerinin icaplarını yerine getirmeleri için ısrarlı bile davranmaktadır: Mesela Kurân, İsa’ya İncîl verenin Allah olduğunu kabul ve ifade eder:

‘Burada hidayet ve ışık vardır.’ der ve hatta:

‘İnsanlar için bir hidayet (doğru yol) olması hasebiyle’
der. Ayrıca Hıristiyanların sâdıkane ve mü’minâne,
İncîl’deki esaslara uymaları ve bunları yaşamaları
mecburiyetini ısrarlı bir şekilde tekrar eder durur:

‘İncîl’e inananlar, Allah’ın bu kitapta vahyedip
indirdiklerine göre hükmetsinler!...’ Aynı şekilde:

‘Kitap sahibi insanlar! Sizler Tevrât ve İncîl’i ve
Rabbinizden sizin için indirilen şeyi tutup ayağa
kaldırmazsanız (yani hükümlerini tatbik edip yerine
getirmezseniz) hiçbir sözünüzde durmamış olursunuz.’

Bu ayet, İslâm hükümetlerine, gayrimüslim tebealarının hukukî muhtariyete sahip olmalarına ve müstakil mahkemeler kurmalarına müsaade etme mecburiyeti yükler.”6

Kur’ân’da, Hıristiyan ve Yahudilerin kendi kitaplarında öğretilenlere inanmalarının kabul edilmesi açıkça gösterir ki, Kutsal Kitap Hz. Muhammed zamanında geçerli ve değişmemiş durumda olmalıydı.

“De ki: Ey Kitâb ehli, siz Tevrât’ı, İncili ve Rabb’inziden
size indirileni uygulamadıkça bir esas üzerinde
değilsiniz... İnanlılar, yahudiler, sâbiîler ve
hıristiyanlar(dan) Allâh’a ve âhiret gününe inanan ve iyi
işler yapanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”
(Mâide 5:68-69)

“Şüphesiz iman edenler; Yahudiler, Hıristiyanlar ve
Sabiîler, bunlardan kim ki, Allâh’a ve ahiret gününe
inanır, iyi bir iş yaparsa elbette onlara, Rab’leri
katında mükafat vardır; onlara korku yoktur ve onlar
üzülmeyeceklerdir.” (Bakara 2:62)
____________________
6. Hamidullah, İslâm Peygamberi, ss. 690-691.

Yaşar Nuri Öztürk’e göre, “Bu ayetler, dış patentleri bakımından muhtelif kategoriler arzeden insanların üç şartı taşımaları halinde ebedî kurtuluşu yakalamış olacaklarını açıkça bildirmektedir. Bunu, “bu kategorilerin Müslümanlığa geçenler” şeklinde ayrı bir şarta bağlamak, Kur’ân ayetlerini tahriftir. Böyle bir iddia, Kur’ân’ı abesle uğraşır bir pozisyona sokmak olur.”7

Yukarıdaki ayetlere göre bazı Yahudiler veya Hıristiyanlar Tanrı’nın doğru yolundan sapmış değildi ve bu mü’minler Tanrı’nın Sözü olan Kutsal Kitab’ı okuyarak devamlı Tanrı’ya ibadet ediyorlardı. Tabii ki, bu ayetler Tanrı’nın Sözünün sapasağlam ve değişmemiş halde olduğunu varsayıyor. Bu mü’minler kesinlikle, ellerindeki Kutsal Kitab’ı tahrif edemez ya da bir para karşılığı ayetleri satmazlardı. “Allâh’tan korkarak inanırlar; Allâh âyetlerini birkaç paraya satmazlar.” (Al-i İmrân 3:199) Yahudiler Tevrâtı severler. Mesih İnanlıları da Kutsal Kitabı severler, kötü kişilerin bunları bozup herhangi bir değişiklik yapmasına kesinlikle izin vermezler. Onlar da ellerindeki Kutsal Kitap metinlerinin tahrif edilmesine kesinlikle izin vermezlerdi.

Şu bir gerçek ki, her zaman ve her devirde Tanrı’nın gerçek mü’minleri vardır.

“Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri onlara
gel(ip de bunlar onu yalanlay)ınca aralarında adâletle
hükmolunur, hiç zulmedilmezler.” (Yûnus 10:47)

“Bizim helâk ettiğimiz her ülkenin mutlaka uyarıcıları
vardı.” (Şuarâ 26:208)

Bu mü’minler insanları uyarırlar, Tanrı’nın Kutsal Kitabını da korurlar. Yüce Tanrı sadece peygamberler ve elçiler göndermedi. Aynı zamanda, onları Yahudi ve Hıristiyan cemaatler olarak toplamıştı, ta ki onlar beraber Tanrı’nın sözlerine saygı göstersinler. Bu mü’minler varken, her hangi bir “tahrif” sözlerine, “tebdil” veya “tağyır” söz konusu olamaz. Bir kimse Tanrı’nın Kutsal Kitabını elinden alıp değiştirmeye kalksaydı, diğer mü’minler karşı çıkmazlar mıydı? Tanrı’dan korkanlar, insanlardan korkmaz.

“Ey İsrâil oğulları...sâdece benden korkun!” (Bakara 2:40)
____________________
7. Öztürk, Kur’ân’ın Temel Kavramları, s. 236.

Gerçek mü’minler insanlardan korkmazlar. Tanrı’nın korkusu içinizde varsa, anlayacaksınız ki, mü’minler, Tanrı’nın Kutsal Kitabında her hangi bir “tahrif”e izin vermezler. “RABBİN sırrı kendisinden korkanlarındır; ve ahdini onlara bildir.” (Mezmur 25:14)

Hz. İlya, Horeb’te iken Yahudilerin çoğunun Tanrı’yı unutmuş olmaları hususunda rahatsızlık duymaktaydı. Tanrı’ya,

“Orduların Allahı RAB için çok kıskanç oldum; çünkü
İsrâil oğulları senin ahdini bıraktılar, senin
mezbahlarını yıktılar, ve senin peygamberlerini kılıçla
öldürdüler, ve ben, yalnız ben kaldım, ve almak için
canımı arıyorlar.” dedi. (1 Kırallar 19:14)

Ama Rab’bin ona cevabı, ise şöyleydi:

“Fakat ben İsrâilde, Baala çökmemiş bütün dizleri, ve onu
öpmemiş her ağzı, yedi bin kişiyi alıkoydum.”
(1 Kırallar 19:18)

İncîl de bu konuya devam etmektedir:

“Öylese şunu soruyorum: Tanrı kendi halkından yüz mü
çevirdi? Kesinlikle hayır! Ben de İbrahim soyundan,
Benyamin oymağından bir İsrailliyim. Tanrı önceden bildiği
kendi halkından yüz çevirmedi. Yoksa İlyas’la ilgili
bölümde Kutsal Yazı’nın ne dediğini, İlyas’ın İsrail’e karşı
Tanrı’ya nasıl yakındığını bilmez misiniz? ‘Rab senin
peygamberlerini öldürdüler, senin sunaklarını yıktılar.
Yalnız ben kaldım. Beni de öldürmeye çalışıyorlar.’
Tanrı’nın ona verdiği karşılık nedir? ‘Baal’ın önünde diz
çökmemiş yedi bin kişiyi kendime alıkoydum. Aynı şekilde,
şimdiki zamanda da Tanrı’nın lütfuyla seçilmiş küçük bir
topluluk vardır.’” (Romalılar 11:1-5)

Dikkat ederseniz Tanrı, önceden bildiği kendi halkından yüz çevirmedi. Hem geçmiş zamanlarda hem de şimdi öyledir. Her zaman Tanrı’nın lütfuyla seçilmiş küçük bir topluluk vardır. Belki Hz. Muhammed’in zamanında Arabistan’daki bölgede gerçek olan mü’minlerin sayısı daha az olabilirdi, ama o bölgede bile, gerçek ehli Kitap imanlılar vardı. Arabistan Ortadoğuda bulunduğuna göre, kesinlikle Türkiye’de, Avrupa’da ve Afrika’da birçok gerçek Ehl-i Kitap imanlılar bulunuyordu. Elbette ki, onların elinde Tevrât, Zebûr, ve İncîl’in gerçek metinleri bulunuyordu.

Daha önceki ayetlerde de görüldüğü gibi, bir kısım Yahudiler, Tevrât’ın ayetlerini inkâr etmekle suçlanırken, yukarıdaki ayetlerde bazı Yahudi Tevrât’a sadık kalmış oldukları açıkça bellidir. Eğer Tevrât tahrif edilmiş olsaydı, Tanrı’ya bağlılığını sürdüren böyle bir grubun bulunması söz konusu olamazdı. Yani, o zaman da dahil, Kutsal Kitap değiştirilmemiş halde duruyordu. Kolaylıkla görülebilir ki, bazı Yahudilerin, ayetleri kendi çıkarlarına uygun olarak yorumlamalarına rağmen, Tanrı’nın Sözünün hiç bir insan tarafından değiştirilemeyeceği Kur’ân’da da açıkça belirtilmiştir.

İşin ilginç yanı, aynı konuda, Tevrât ve İncîl’de de Yahudilerin bazı vefasızlıklarından bahsedilmesine karşın, bu Tanrı’nın güvenilirliğine gölge düşürmez:

“Peki, Yahudilerden bazıları güvenilmez çıktılarsa ne olur?
Onların güvenilmezliği Tanrı’nın güvenilirliğini ortadan
kaldırır mı? Kesinlikle hayır! Her insan yalancı olsa da,
Tanrı’nın doğru olduğu bilinmelidir. Yazılmış olduğu gibi:
‘Öyle ki, sözlerinde doğru çıkasın ve yargılandığın zaman
davayı kazanasın.’” (Romalılar 3:3-4)

Bir başkasının itirazını duyar gibiydi: “Ama onlar Antlaşma Yasa’sını sadakatle korumadılar.” Bu önemli itirazı o şöyle karşılandı. “Onların güvenilmezliği Tanrı’nın güvenilirliğini ortadan kaldırır mı? Kesinlikle hayır!” Tanrı dürüsttür, sözleri gerçek olup evrenin esasıdır. İnsanların yalancılığı, ihanetleri karşısında Rabbin lütfunun sonsuza dek sürecek güvenilirliği daha da belirginleşir.

“Tanrı haksız mıdır? Kesinlikle hayır! Öyle olsa
Tanrı nasıl dünyayı yargılayacak?” (Romalılar 3:5-6)

Bir suçlama Tanrı’nın rızasını kazanmak için oluşturulan, ancak daha sonra bozulan ruhbanlık olayı ile ilgilidir. (Hadid 57:27) Hıristiyanların birçoğu da ruhban sınıfının yanlışları olduğunu kabul etmekte ve bu sınıfın olmaması gerektiğine inanmaktadırlar. Ruhban sınıfına karşı olanlar ve Rab’be bağlılığını koruyanlar “Mesih İnanlıları” veya genel olarak “Protestan” adı ile bilinirler. Protestanlar ise tek otorite olarak Kutsal Kitab’ı kabul ederler. “Sola Scriptura” (sadece ve sadece Kutsal Kitap) Protestanların esas prensiplerinden

biridir.8

Bu yüzden, Hıristiyanlar veya Mesih İnanlılar olarak, değişmez Kitab’ımızın söylemleriyle çelişen, başka dinlerin kutsal kitaplarında bulunan metni reddederiz. Ayrıca, sapkın Hıristiyan mezheplerin öğrettiklerini de kabul etmeyiz. İmanımız, Tanrı’nın bizlere vahyettiği Kitab-ı Mukaddes üzerine kuruludur, çünkü tüm kutsal yazılar Tanrı tarafından vahyedilmiştir. Tanrı’nın Kitab’ı ile çelişen hiç bir öğreti kabul edilemez.9

Var olan ruhban sınıfı da Tanrı’nın mesajını değiştirecek veya Tanrı’nın isteğini engelleyecek güce sahip değildir ve kendi olduğunun da kanıtıdır. Nasıl ki imanı zayıf olan Müslümanların bulunması İslâmı bozamıyorsa, imanı zayıf olan (sözde) Hıristiyanların bulunması da gerçek Hırıstiyanlığa zarar veremez.

“Allâh’ın izni olmadıkça, mü’minlere hiçbir zarar
veremez. Mü’minler (boş yere üzülmesinler) ve Allâh’a
dayansınlar.” (Mücadele 58:10)

Kur’ân-ı Kerîme göre Rab Tanrı, bazı kötü adamların yaptıklarından dolayı diğer mü’minleri cezalandırmaz. Zararı ancak onların kendileri üzerindedir.

“kim kötülük yaparsa zararı kendisinedir. Rabb’in kullara
zulmedici değildir.” (Fussilet 41:46)

Gerçek bir Müslüman, Kur’ân-ı değiştirmeye teşebbüs edemiyeceği gibi, gerçek bir Yahudi ve Hıristiyan da Kitab-ı Mukaddes’i değiştirmeye teşebbüs edemez. Kur’ân’a göre Hz. Muhammed’in döneminde gerçek ve dürüst Hıristiyanlar vardı. Bundan dolayı Kur’ân’ı iyi inceleyen her Müslüman, Hıristiyanlık hakkında daha gerçekçi ve daha olumlu yargılara varacaktır. “RAB kullarının canını kurtarır; ve ona sığınanların hiç biri mahkûm olmaz.” (Mezmur 34:22) “Rab salihlere destek olur.” (Mezmur 37:17)
____________________
8. “Sola Scriptura”: Reform zamanında protestanların ruhban
sınıfını reddederek sadece Kutsal Kitab’a önem vermesi
ana prensibine dayanır. Bu reformun dört ana prensibi
şunlardır: Sola gratia, Solo Christo, sola fide, ve Sola
Scriptura. Yani, kurtuluş ancak lütufla, ancak İsa Mesih’le,
ancak imanla, ve kurtuluşun tüm gerekleri ancak Kutsal
Kitap’ta bulunur. Bkz: Kistler, Sola Scriptura, s. 184.
9. Al-Qayrawani, Mesih Gerçekten Haçlandı mı?, ss. 69-70.

Hıristiyanlıkta, Tanrı’nın bütün nimetlerin bilebilmek için en önemli vasıta Tanrı’nın Sözüdür. O sonsuza kadar herkes için kalıcıdır. Burada Tanrı’nın Sözünün önemini işleyeceğiz.10

1. Söz başlangıçta var olup, O’nun vasıtası ile herşey oldu ve
olmuş olanlardan hiçbir şey O’nsuz olmadı. (Yuhanna 1:1)
2. Söz vasıtası ile zemin sudan ve su ile kaimdir ve söz ile
sabittir. (2 Petrus 3:5)
3. Söz vasıtası ile günahımızı görüp korkarız. (Çıkış 9:20)
4. Söz vasıtası ile kalplerimiz değiştirilir. (Elç. İşleri 2:37)
5. Söz vasıtası ile yeniden doğarız. Zira biz hakikat
sözüyle yeniden doğduk. Hakiki tövbe söz ile olur. Yeni
doğuş ise sözden doğmaktır. (Yakup 1:18, 1 Petrus 2:23)
6. İşittiğimiz söze inanarak hayat buluruz.
(İbraniler 4:2, Filipililer 2:15)
7. Söz vasıtası ile kurtuluşa erişesiniz.
(1 Petrus 2:2-3, İbraniler 5:12)
8. Söz vasıtası ile pak hayatı sürdürürüz. (Mezmur 119:9)
9. Söz vasıtası ile günah işlemekten kurtuluruz. (Mezmur 119:11)
10. Söz bizi takdis eder. (Efesliler 5:26-27, Yuhanna 17:17)
11. Söz vasıtası ile cesaretleniriz. (Tekvin 15:1, İşaya 41:10)
12. Söz vasıtası ile teselli oluruz. (Mezmur 119:50)
13. Söz vasıtası ile kuvetleniriz. (Yeremya 15:16)
14. Söz vasıtası ile mutlu oluruz. (Mezmur 119:162)
15. Söz vasıtası ile, eğer o bizde kalırsa, şeytana galip
geliriz. (1 Yuhanna 2:14)
16. Söz vasıtası ile kurtuluş hususunda imanla bilinçli oluruz.
(2 Timoteyus 3:15, Mezmur 119:130)
17. Söz vasıtası ile her iyi iş için hazırız. (2 Timoteyus 3:17)
18. Söz vasıtası ile alçakgönüllü oluruz. (2 Tarihler 34:27)
19. Söz vasıtası ile dünyadan ve dünyevilikten tamamen
ayrılırız. (1 Yuhanna 2:15)
20. Söz vasıtası ile hayatta kalırız.
(Yeremya 38:20, Çıkış 15:26)
21. Söz vasıtası ile Tanrı’ya hamdederiz. (Mezmur 138:4)
22. Sözü hıfz etmek vasıtası ile Mesih kendini bize gösterir ve
Baba ile gelip kalbimizde yer tutar. (Yuhanna 14:21-23)
23. Sözü hıfzedersek bizde Tanrı’nın sevgisi olgunlaşır.
(1 Yuhanna 2:5)
24. Söz vasıtası ile ruhani konularda olgunlaşırız. Dünyada çok
şeyler değişir, fakat söz sonsuza kadar aynıdır. Onun bir
harfi ve noktası kaybolmaz. (Mezmur 119:28 & 89, İşaya 40:8)
____________________
10. Çorbacıyan, Bereketlerin Kaynakları, ss. 65-71.

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar