DÜNYAYI SARSACAK KAYIP KİTAP: Apokrifal


Bu kitap hem Türkiye`yi hem de Hıristiyan dünyasını sarsacak: İNCİL`in orjinali bulundu. İsrail Cumhurbaşkanı İsak Rabin`in torunu Viktoria Rabin bu vesile ile müslüman oldu ve katledildi! TÜMÜ GERÇEK, HEPSİ BU KİTAPTA!

Bu kitaptaki olayların ve kişilerin hepsi gerçektir..

1981 yılında Hakkari`de köylüler tarafından bir mağarada lahit içerisinde eski bir elyazması bir kitap bulunur. Aramice uzmanı Doç. Dr. Hamza Hocagil kısa süre sonra söz konusu metnin Arami dilinde fakat Süryani alfabesiyle yazılmış bir İncil metni olduğunu anlar.

Birinci yüzyıla ait otantik İncil`in ortaya çıkması tüm dinleri ilgilendiren bir konudur. Gerek Hz. İsa`nın tarihselliğinin, gerekse de İncil`in Kuran`la ne denli uyumlu olduğunun kanıtlanması çeşitli çevreleri rahatsız etmektedir. Hocagil 1983 yılında Özal`ın girişimleri ve Özel Harp Dairesi`nin kontrolünde İncil`i tercüme etmeye başlar. Ancak tercüme süreci bir süre sonra durdurulur.

Ancak İncil`in son sayfasında Aziz Barnabas`ın söz konusu İncil`i dört nüsha olarak yazdığını fark eden Hocagil, Nahit Şenoğul Paşa`nın yardımlarıyla bu kez diğer 3 İncil`in peşine düşer. Ardından biri hariç diğer 2 İncil de bulunur. Uluslar arası istihbarat örgütlerinin müdahil olduğu bu inanılmaz olaylar dizisinde olaya karışan bazı isimler hayatını kaybeder.

İncil`lerden biri İsrail`de bulunur. İsrail nüshasını bir Alman firmasının sponsorluğunda, İsrail Cumhurbaşkanı İsak Rabin`in torunu Viktoria Rabin ile birlikte çıkarır. Viktoria Rabin, İncil`in gerçek nüshalarını okuduğunda Müslüman olur. Fakat yaptığı kazı çalışmalarında 10 Emir ve Zebur`un izini sürerken, Etiyopyalı bir zenci tarafından öldürülür. İsrail`de bulunan İncil önce Vatikan`a satılmak istenir. Vatikan adına İncil ile igili görüşmelerde bulunan Kardinal Mario, `açıklanamayan bir sebeple` hayatını kaybeder. Olaylar, gizli bir örgütün planlaması ile çok farklı boyutlar kazanır.

İncil bu kez, bir yayınevi üzerinden Yunanistan`a satılır.

Olay, Kıbrıs`ta bulunan güvenlik güçlerinin 1996 yılında Kıbrıs`ta Aziz Barnabas`ın mezarını soydukları iddiası ile farklı bir boyut kazanır. Askerler mezardan ne almışlardır? KKTC`de soygunu araştıran Gazeteci Kutlu Adalı, aldığı tehditlerden kısa bir süre sonra öldürülür. Kutlu Adalı`nın eşi İlkay Adalı cinayeti Avrupa İnsan Hakları mahkemesine götürür ve Türkiye olayın aydınlanması için gereken özeni göstermediği gerekçesiyle mahkum olur. Adalı öldürülmeden kısa süre önce, Abdullah Çatlı`nın Kıbrıs`a geldiği tespit edilir. Adalı Davası`nda projektörlerin çevrildiği isimlerden en ilginci de, Türk Silahlı Kuvvetleri adına iki Ergenekon zanlısını ziyaret eden Korgeneral Galip Mendi`dir. Şu anda Korgeneral rütbesinde olan Mendi, o sırada KKTC Sivil Savunma Teşkilat Başkanı`dır.

Bugün, Aramice Uzmanı Hamza Hocagil`in Genelkurmay Başkanlığı Özel Harp Dairesi`nde özel güvenlikli bir bölümde saklandığını iddia ettiği nüshalar açıklanırsa, dinler tarihi başta olmak üzere, tarih yeniden yazılacaktır.

ARMAGEDON kitabıyla Türkiye`de araştırmacı yazarlığın en önemli eserini veren Aydoğan Vatandaş, bu kez hem Türkiye`yi, hem de tüm dünyayı sarsacak bilgilerle okurlarıyla buluşuyor.

1 Eylül`de piyasaya çıkacak kitabı BURAYA TIKLAYARAK indirimli olarak satın alabilirsiniz:

Kitabın Vatan Gazetesi`nde yer alan diğer bir tanıtım metni:

Barnabas İncili`nin büyük sırrı

1981 yılında Şırnak`ın Uludere İlçesi`ndeki bir mağarada avdan dönen köylüler bir kitap buldu

Kitabı alan Babat Aşireti Lideri Korucubaşı Hazım Babat`ın babası Ferhan Babat kime götürse kitapta ne yazıldığını çözemedi.

Kitabın papirüse yazılı iki sayfası Aramice uzmanı Hamza Hocagil`e götürüldü. Hocagil, kitabın Süryani alfabesiyle Aramice, yani Hz. İsa`nın dilinde yazıldığını söyledi. Kitap`ın Barnabas İncili olduğunu anlayan Hocagil, ilk cümleleri tercüme etti: `Ben Kıbrıslı Barnabius... Tespihe layık âlemlerin Rabbi`nden bir bütün olarak, Ruhu`l Kudüs`le Meşaha`ya vahyolunanı tıpkı İsa`dan duyduğum gibi, sadakatle, 48 gök yılları sonunda, dördüncü nüsha olarak aynen yazıyorum.`

Ve asıl hikâye bundan sonra başladı...

Varlığı özellikle Hıristiyan ve Müslüman ilahiyatçıları arasında da tartışma konusu olan `Barnabas İncili`nin ucu Ergenekon`a ve Genelkurmay Başkanlığı Özel Harp Dairesi`ne kadar uzandı... Bu iddialar, çalışmalarını ABD`de sürdüren araştırmacı-yazar Aydoğan Vatandaş`ın önümüzdeki günlerde Timaş Yayınları`ndan piyasaya çıkacak olan `Apokrifal` (Halktan gizlenen) adlı kitabında yer alıyor.

Yıl 1981... Yer Şırnak, Uludere...

Barnabas İncili`nin hikâyesi avdan dönen köylülerin Uludere yakınlarında bir mağaraya girmeleriyle başlıyor. Köpekleri mağarada kaybolan köylüler, köpeklerini aramaya başlıyor. Köpeğin sesi çok derinlerden geliyor; mağaranın içindeki bir kuyudan. Bir urgan alıp, kuyunun içine giriyorlar. Karşılaştıkları manzara ise tüyleri diken diken etmeye yetiyor. Köylüler, taştan yontma bir oda içerisinde bir lahit ve bazı eşyalarla karşılaşıyorlar.

Önce Hz. İsa`ya ait bir madalyonu çıkarıyorlar. Lahitin kapağını açıyorlar; bir ceset ve üzerinde bir kitap. Buldukları kitap Babat Aşireti Lideri Korucubaşı Hazım Babat`ın babası Ferhan Babat`ın eline geçiyor. Ferhan Babat`ın kitabın tarihi değerini anlaması uzun sürmüyor ancak kime götürdüyse kitapta yazılanları çözemiyor. Papazlar dahil kimse kitabın hangi dilde yazıldığını anlamıyor.

Bu kez Babat, kitabı satmak için girişimlerde bulunuyor. Dönemin Malatya Milletvekili İsmail Hakkı Şengüler`e bahsediyor kitaptan. Şengüler kitabı inceliyor ve kitabın önemini anlamak için iki sayfasını filolog Hamza Hocagil`e götürüyor...

Kayıp kitapla ilk temas

Hamza Hocagil, Aramice uzmanıydı. Aramice, Hz. İsa`nın ilk öğütlerini verdiği dildi. Hamza Hocagil, Türkiye`de bu dile vakıf birkaç kişiden biriydi. Hâlbuki Hıristiyan aleminin kabul ettiği dört İncil`den hiçbirinin Aramice orijinali yoktu. Tümü Grekçe`den yapılan tercümelerden oluşuyordu. En eskisi de dördüncü yüzyıla aitti.

Hocagil, papirüs üzerine yazılan sayfaları inceledikten sonra, yazının Arami dilinde ve Süryani alfabesiyle kaleme alındığını tespit ediyor. Ve kitabın ilk sayfasını tercüme ediyor: `Ben Kıbrıslı Barnabius... Tespihe layık âlemlerin Rabbinden bir bütün olarak, Ruhu`l Kudüs`le Meşaha`ya vahyolunanı tıpkı İsa`dan duyduğum gibi, sadakatle, 48 gök yılları sonunda, dördüncü nüsha olarak aynen yazıyorum.`

Hocagil, Malatya Milletvekili Şengüler`e heyecan içinde `Bu kitap Barnabas İncili` diyor. Ve Şengüler, Barnabas İncili`ni satın almak için Ferhan Babat`a 280 bin doları ödemeyi kabul ediyor. Hocagil`e göre bu eser, iki bin yıllık kayıp otantik İncil`di. İncil, Hz. İsa`nın vahiy kâtibi Aziz Barnabas tarafından yazılmıştı!

İncil, Özel Harp Dairesi`nin kasasında

Peki bundan sonra ne oluyor? İşte Hollywood filmlerine taş çıkartacak hikâye asıl buradan sonra başlıyor. Kitabın yazarı Aydoğan Vatandaş, Hamza Hocagil`le görüşüyor ve sır perdesini aralıyor. Hamza Hocagil yaşananları şöyle anlatıyor: `Ferhan Babat`la anlaşmaya varılmıştı. Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan`ın babası Mehmet Ali Arslan ile birlikte İncil`i teslim almaya gittik. Ancak o sırada beklenmedik bir şey oldu. İncil bize teslim edilemeden jandarmanın eline geçti. İki yıl boyunca jandarma karargâhında saklı tutuldu. Daha sonra Kemal Başer Paşa`dan alınarak Genelkurmay Özel Harp Dairesi`nin eline geçti.`

Hamza Hocagil, her şeye rağmen Barnabas İncili`nin peşini bırakmamıştı. Hocagil, dönemin başbakanı ve hemşehrisi Turgut Özal`a 1996 yılında konuyu açtığını söylüyor: `Konuyu kendisine anlattıktan sonra beni Özel Harpçi Orgeneral Sami Karamısır Paşa`ya gönderdi. Önce beni epey sorguladılar, amacımın ne olduğunu anlamak istiyorlardı. Ben kitabın sadece tercüme boyutuyla ilgilendiğimi söyledim. Ardından İstanbul Balmumcu`da bulunan Özel Harp Karargâhı`nda Sami Karamısır Paşa ve MİT Müsteşarlığı da yapmış olan ve hâlen hayatta olan Hayri Ündül Paşa`nın görevlendirmesiyle tercüme çalışmasına başladım.`

Bu görevlendirmenin ardından Hamza Hocagil Ankara`da bulunan, o zamanki adıyla Özel Harp Dairesi Başkanlığı`na gidiyor: `Kitabı ilk orada gördüm. Birkaç demir kapıyı aştıktan sonra ulaşılan bir yerdeydi. Kitap, 1987 yılında Sami Karamısır Paşa ve Hayri Ündül Paşa`nın bilgisi dahilinde İstanbul Balmumcu`da bulunan Özel Harp Karargâhı`nda tercüme etmem için bana verildi. Ben burada her gün tercüme çalışmalarını yapıyordum. Tercüme parası da bana Harp Akademileri Komutanı Nahit Şenoğul Paşa tarafından veriliyordu. Nahit Paşa daha sonra bana Harp Akademileri`nde Koruyucu Envanter dersleri de verdirtti. Bu süre içerisinde İncil`in 19 sayfasını Özel Harp Dairesi`ne bağlı subayların kontrolünde inceledim`

On Emir`in yerini bildiriyor

Hocagil, Barnabas İncili`nde nelerin yazdığıyla ilgili de şunları söylüyor: `Tevhitten başka bir şey yoktu. Zikrullah vardı. İbadet etmenin önemi, Allah`a eş koşmama, bu arada komşulara yardımcı olma, Lut Kavmi ile ilgili bazı uyarıcı bilgiler ile ilgili ibret alınmasını öğütleyen bir kıssa vardı. Dikkatimi çeken bir şey daha vardı. Ayette, `Bir peygamber gelecek, ona tabi olanlar, dolgun başaklar gibi olacak(!)` diyordu.`

Hocagil, Barnabas İncili`nin son sayfasında, Aziz Barnabas`ın bu incili dört nüsha olarak yazdığını ve diğer üç nüshanın da yerlerini belirttiğini söylüyor: `İnciller`in biri İsrail`de, diğeri Arabistan Yarımadası`nda diğeri ise Kuzey Irak`ta Süleymaniye Zaho taraflarındaydı. Orgeneral Nahit Şenoğul Paşa`nın verdiği Barnabas İncili`nin son sayfalarında Hz. Davut`un kendi eliyle yazdığı Aramca Zebur ve Hz. Harun`un bakır levhalara yazdığı On Emir`in nerede olduğuna ilişkin bilgiler de vardı.`

Veli Küçük adı burada da karşımıza çıktı

Hocagil, Hz. Davut`un Sarayı`nda bulunan İncili de tercüme ettiğini söylüyor: `Bu tercümeyi Almanca ve İngilizce olarak Yunanistan`daki Markos Yayıncılık için yaptım. Genelkurmay`daki İncil`le İsrail`de bulduğumuzun tek farkı tefsirli oluşuydu. Barnabas, Uludere`de bulunan İncil`e bazı şerhler düşmüştü. Tercüme parası olarak 15 bin dolara anlaşmıştım.`

Hocagil, Markos Yayıncılık`la aracı olanın ise ismini söylüyor. Bu isim, son günlerde adını sıkça duyduğumuz Ergenekon Soruşturması`nın bir numaralı sanıklarından: `Aracı, Adem Taşdemir`di. Taşdemir, Ergenekon`un kilit ismi Tuncay Güney`le birlikte `cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak` iddiasıyla gözaltına alınmış, daha sonra serbest bırakılmıştı. Taşdemir`in bir özelliği de Emekli Tuğgeneral Veli Küçük`ün yaveri olmasıydı!` Hamza Hocagil`in bir başka iddiası ise Barnabas İncili`nin hâlâ Genelkurmay Özel Harp Dairesi`nde olduğu yönünde...

gerekmi gormediniz

slm alkm sayin yoneticiler yazmis oldugum yazilari yayinlamiyorsunuz , gerekmi gormuyorsunuz tsekkur ederim baska bir boyutta gorusmek uzere polonyadan saygilar

Apokrifal ve Barnabas'a Süryaniler çoktan Cevap verdi!

BEN KENDIM DEGILIM
Geçtiğimiz günlerde Kıbrıs’ta Narkotik ve Kaçakçılığı Önleme Şubesi ekiplerinin gerçekleştirdiği operasyonlarda kaçak tarihi eserler ele geçirildiği duyuruldu. İlk operasyonda 1500 yıllık, Süryani alfabesi ile Aramice dilinde, parşomen üzerine altın harflerle yazıldığı iddia edilen bir el yazması bulunmuştu.(1)

Ajanslara göre, yaklaşık bir ay önce paha biçilmez 100 sayfalık tarihi bir eserin Türkiye’den Kıbrıs’a getirildiği ihbarı yapılmıştı. Süreç içerisinde yapılan takipler çerçevesinde söz konusu yazmanın Gazimağusa’daki otobüs terminalinde pazarlanacağı bilgisine ulaşıldığı belirtiliyordu. Terminalde, araç içerisinde naylon poşete sarılı olarak ele geçirilen yazma ve yapılan soruşturmalar çerçevesinde bir ovada bulunan taşların altına gizlenmiş bir adet adak heykeli ile bir adet Hz. İsa kabartmalı taşın tespit edildiği kaydedilmişti. Olayla ilgili 9 kişi, gözaltına alındıktan sonra yurt dışı çıkış yasağı ile tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Haberin duyulması ile son dönemlerde popüler olan Barnabas İncili’nin bulunmuş olabileceğine dair spekülasyonlar da basında yer almaya başladı. Apokrifal (Latince,halktan gizlenen) isimli bilgi öbekleri üzerine başarıyla kurgulanıp pazarlanmış kitapta, uğrunda cinayetlerin işlendiğine dair iddialarda bulunuluyordu. Durumu, geçen yıl kaçırılan rahip Edip Savcı’dan , tehdit edilen çevirmene ve Ergenekon sanıklarının kitaba sahip olma isteğine kadar çekiştiren kimi medya unsurları bu esrarengiz meseleyi köpürttükçe köpürttü. Sözkonusu kitapta köylüler tarafından Şırnak–Uludere`de bulunan kayıp dört Barnabas İncil nüshasından bir tanesinin de Genelkurmay Başkanlığı Özel Harp Dairesi`nin gözetiminde , üç demir kapı aşılarak geçilen bir bölümünde muhafaza edildiği iddia edilmişti. Herhalde dünyayı ayağa kaldıracak böylesine bir İncil’in psikolojik tahrip kalıbı olarak ya da inanç sistemine bir düşünsel atom bombası olabileceği öngörülmüştü. Bir yazmanın çevirisini yaptırmak için neden mafyatik unsurların devreye girdiği, halbuki sayfaları pek çok uzmanın gönüllü olarak çevirebileceği düşünülmedi. Son kertede Kıbrıs’ta bulunan yazma da bu hayal mahsulleri ofisine hizmet edecek yeni bir gelişme olarak ortaya çıkmış oldu.

Antik dünyadan bir bulgunun ortaya çıkarılması, ilgili tüm kesimlerde heyecan yaratmıştı muhakkak. Bu merakla, yazmayı inceleyen KKTC Milli Arşiv ve Araştırma Dairesi müdürü sayın Gökhan Şengör’e ulaştık. Arşiv müdürü, beş polis görevlisi eşliğinde yazmayı incelediğini, ilk tespitlerini yapıp bir kaç fotoğraf çektikten sonra tekrar onlara emanet ettiğini bildirdi. Her parşomen yaprağının (2) bir yüzünün altın harflerle yazıldığı, içinde bir harita ve birkaç resmin (el ,güneş, dua eden rahibe, ağaç ,terazi imgeleri) olduğu, 100 sayfalık yaprakların deri iple dört delikten birbirine tutturulduğu ve kabının da katlanarak sert-leştirilmiş deriden yapıldığı bu yazmanın, gerçek olabilirliği kuşkusu içimizi kemirmiyor değildi. Şengör, Aramice ile ilgili Türkiye’de uzman yokluğundan fikir sahibi olabilecek bir akademisyene raporu gönderdiklerini ve haber beklediklerini de ekledi. Kendisine yardımcı olabileceğimizi, en azından fotoğraflardan basına yansı-yan ve kendi çektiklerinden bir iki örneğin yeterli olabileceğini ilettik. Samimiyetimize güvenen uzmandan ilgili belgeler alınıp yurt dışında bir kaç profesöre iletildikten sonra cevabı merakla beklemeye başladık. Birkaç gün aralıkla yorumlar da dökülmeye başladı.

Yazma, değil 1500 yıllık, bu sitenin kuruluş tarihinden bile eski olamazdı.Tabaklanmış deri özel işlemlerden geçirilerek antik doku izlenimi verilmiş, kimi sayfalarında kenarlardan eskitilmiş, yıpranmış havası verilmişti. Bulguları da Milli Arşiv Müdürü ile paylaşarak gerekli bilgileri ilettik. Piyasadaki bu tür sahte eserlerin üretim şekillerinin birbirine benzediğini öğrendik. Yüzlerce yıl önce , meşe, ceviz ağacı özütü gibi çeşitli reçinelerle elde edilen mürekkep ve bitkisel boyalar yerine kimyasal bileşenler kullanılırmış. Bu tür kitaplar, genelde Kuzey Irak bölgesinde ve Güneydoğu Anadolu’da ve çoğunlukla Doğu Süryanice , nadiren Batı Süryanice (Süryanice Aramice’nin bir formudur) stiliyle üretilirmiş; hatta koruyucu metal kutuları da olurmuş. İçerik olarak bilinen eski orijinal metinlerden bir kısmının kopyalanmasına çalışılır ona da eklemeler yapılır ve sayfalar gevşek şekilde birbirine bağlanırmış . Bu tarz çalışma! grupları birkaç yıl önce, işi biraz daha ileri! yani geriye götürüp, dünya dillerinin kökeni olan Fenike alfabesi ile sözde antik Yezidi el yazmaları üretmişlerdi .

Bizim kutusuz, söz konusu kadim! yazmadaki tezhipler de doğum günü süslemelerinde , tebrik kartı yazılarında kullanılan bildiğimiz altın yaldızlı keçe kalemle yapılmış . Uzmanlara göre, bu örnekte bazı anlamlı kelimelere , geç dönem noktalamalı Arapça ile karışık Süryanice harflerin rastgele hatalı bağlantılarla eklendiği ve herhangi bir anlam ifade etmeyen yazı öbekleri oluşturulduğu bir çalışma vardı. Kimbilir, belki de yazıları okuyamayanların ‘’ herhalde daha eski bir zamana tarihlendiğinden paha biçilmez olmalı’’ diye düşünmeleri isteniyordu. Tabii, kitabın şifreli yazılma olasılığını düşünen akıllılar da olacaktır.

Görüşünü aldığımız İstanbul Üniversitesi Eskiçağ Tarihi Profesörü sayın Oğuz Tekin de 2863 nolu Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu çerçevesinde , tarihi eser vakalarını inceleyen uzmanlardan biri olarak, bugüne kadar çağrıldıkları kaydı olmayan çalıntı tarihi eserlerin 10’unun yazma eserler olduğunu , bunların da önemli kısmının sahte çıktığını belirtti. Yurt dışında uzmanların ,detaylı araştırmalarda eserin kokusu , kamışın yapısı ,mürekkepin oksitlenme hali, karbon testi, maruz kalınan ışık ve hava ,yazı stili, hattatın ismi ve eseri yazdığı tarihi gibi pek çok analizi yapabildiklerini anlattı. Bizim bildiğimiz kadarıyla da uzun uğraşlarla yazılan antik metinlerde, eserlerin hattatının muhakkak ismini, dönemdeki liderleri ve olayları da tarihe not düşmek adına son sayfaya yazması ( kolofon) gelenek hale gelmişti. İnsanoğlunun okuduğu ilk kitabı olan gökyüzünden sonra yazılı hayata geçişle artık el yazmaları da tarih sahnesinde yerlerini alacaktı.

Tarihi eser kaçakçılığı konusunda görüşünü aldığımız bir diğer uzman da İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Profesörü sayın İnci Delemen’di. Delemen, bu kaçakçılığın uyuşturucu ve silahtan sonra üçüncü büyük suç trafiği olduğu ve akışın doğal olarak tarihi soyulan ülkeler, tarihsel kültürleri açısından zengin olan, ancak günümüzde ekonomik güçlükler yaşayan ülkeler ( Akdeniz in doğu kıyıları ve Irak , güney Asya, orta ve güney Amerika, Afrika) den ABD, İngiltere, İsviçre ve Japonya’ya doğru yöneldiğini belirtti.(3) Sahtecilik de aynı alım-satım zinciri üzerinde yol alırken çeşitli ülkelere yayılıyormuş. Bizim yazma da muhtemelen Irak-Türkiye-Kıbrıs hattından yurt dışına pazarlanacaktı.

Bu noktada aklımıza Kamerun ve Avrupa da çekilen 2007 yapımı "Ben Kendim Değilim" isimli benzer bir trafiğe dikkat çeken belgesel film geldi.(4) Film, uluslararası Afrika tarihi eserleri piyasasındaki karmaşık insan ilişkilerini inceliyor. Gerçek kültürel objelerin ve sahtelerinin yerel, ulusal ve uluslararası piyasalardaki dolaşımını sahneleyen film, Afrika da sömürgeleştirme döneminden başlayıp bugünkü küresel kapitalizm anlayışına kadar devam eden kültürel miras kaybını ve kıtanın yağmalanmasını konu alıyor. Belgeselin bir bölümünde, Afrika’nın tarihi törensel ayinlerinde kullanılan sözde orijinal masklar; ağaç kütüğünün yakılması , özel işlemlerle şekillendirilip eski görüntüsü verilmesiyle bölgedeki turistlere ve yurt dışındaki antikacı dükkanlarına pazarlanıyor. Irak işgali (5) sonrasında , çalıntı kültürel varlıklar kaosundan faydalanıp sahtelerinin de pazarlanma trafiğinin arttığı şu dönemde , sürecin kopyalama, dağıtım serüveninin bir belgesel aracılığıyla nasıl işlediğini görmek de ilginç olurdu doğrusu.

Kadim! yazmamızın fotoğraflarını inceleyen Oxford Üniversitesi Şarkiyat Enstitüsü Aramice/Süryanice okutmanı sayın Dr. David G.K Taylor (6), bu sahteciliğin bize en azından antik tekstlerin nasıl bir görünümde olabileceği ile ilgili fikir verdiğini belirtirken aynı zamanda yıllar öncesine göre Ortadoğu’da taklit kalitesinin de son derece düştüğünü vurguladı. Geçmişte , konunun ehli olanları bile yanıltacak estetikte ve stilde profesyonel taklitlerin üretildiğini , şimdi ise bölgedeki kaotik ortamla maddi gelir elde etmek amacıyla halkın hem kendi gerçek kültürel varlığını hem de böylesine özensiz sahteleri üretip sattığını söyledi. Sahtelikle ilgili bir diğer önemli ipucu da Amerika’dan geldi. New Jersey’de Aramice konusunda uzman sayın Steve Caruso da 2008 yılının Temmuz ayında, Türkiye’den geldiğini belirten bir şahsın , elindeki yazmayı kendisine orijinalmiş gibi pazarlamak istediğini söyledi. Araştırdığımız yazmanın fotoğrafına ilk baktığında da kendisine gösterilen altın yaldızlı harflerin, derinin rengi ve sembollerin benzerliğinden aynısı olduğunu sanmış. (7)

Durum netleştikten sonra masalların ‘’Bir Varmış Bir Yokmuş’’unu anımsadık. Bu sonuçla beraber, ellerinde yazmayla yakalananların, sahte olduğu için serbest bırakılacaklarına mı sevinip yoksa hayallerinin suya düşüp yok olduğuna mı kahredeceklerini kendilerine bırakarak, payımıza düşen görevi tamamlamış olduk.

Her karışından tarih fışkıran bu topraklarda heykelden , yazmaya, pişmiş toprak gereçlerinden , ahşap gemilere pek çok gerçek tarihi eser bulunmuş ve bulunacaktır; büyük dedelerin testilerde sakladığı altınlardan, yürek çarpıtan haritalara; coğrafyadan koparılanların geride sakladıkları gömülerden, Anadolunun arkaik medeniyet eserlerine kadar... Tarihine ve köklerine sahip çıkmayan, kültürünü ancak turizme katkısı ölçeğinde değerlendirip (8) onu yarına taşıyamayan bir anlayışla yönetilirken; ülkede arkeolojinin, sanatın ve tarihin bunca üvey evlat gördüğü bir düzeyde tabii ki, sahte dünyaların ‘’büyüklere masallar’’ı da her zaman yanıbaşımızda olacaktır.

Yağmalanan bu varlıklarla geçmişimizin kimliksizleşmesi de, taklit edilen eserlerin gittikçe bozulan kalitesini andırmakta. Süryanice , Mezopotamyanın engin uygarlık beşiğinde doğmuş, yaşayan en eski üç dilden biri ve binlerce yılın birikimi olarak nitelendirilen bir dil. Antik dönemin Edessa sı günümüzün Urfa sında kök salmış bu dile ait , topraklarımızda üretilmiş ama koruyamadığımız gerçek eserlerin şimdi sadece sahtelerini konu etmemiz de bir o kadar acıtıcı. Bu birikim, geçmişten geleceğe ışık tutması için Oxford, Cambridge, Princeton, Duke, Brown, Leiden gibi köklü üniversitelerde uzun süredir akademik düzeyde araştırıldığı gibi, kendi anavatanında da susuzluğunun giderilmesini hakkediyor. Kültür tarihinde, ‘’Doğu’’nun metinlerinin ‘’Batı’’ya, ‘’Batı’’nın metinlerinin ‘’Doğu’’ya tercümesinde kilit rolle kültür köprüsü olmuş bu varlığa, en azından taklitçiler kadar değer görülen bir yaklaşım ümidiyle kısa serüvenimizi noktalıyoruz.

kitap

Ben bu kitap icin yazilanlara inaniyorum. Güneydoğuda biryerde bulunduğunu ve su an türkiyede olduğunu saniyorum. Kesin doğruluğunu teyid edersem, mutlaka dünya kamuoyunun duymasını sağlayacak sansasyonel bir olaya imza atacağım. Ama aramice bilen bir cesur yurek bulmak imkansız gibi görünüyor.

KOMEDİ GİBİSİNİZ YA!

Biz bu kitap ve Barnabas hakkında ki iddiaları okumuş ve cevap vermiştik. Zaten Barnabas hakkında, ''Peki BARNABAS'A Ne diyeceksiniz?'' adlı konuda anti-tezi paylaşmıştım. Sanırım bu kitap hakkında ki Anti-Tezi yayımladığımdaysa, belki de bu yazınızı silmek ya da ortadan kaldırmak isteyebilirsiniz sayın yönetim!

maraqli movzu ve maraqli

maraqli movzu ve maraqli fikirler !, hec 1 sheye deyer vermediyimiz ucun kayb edirik !

netice !!!

her kez olayi roman yapmis...,mademki bazi seyleri aciga kavusuruyor..korkulan nedir? aciklayinda insanlar dogruyu görsün ...birde reklaminizi yapmisiniz incil bulundu yahudi hiristiyan olmamista müslüman olmus...ulan kandirmayin kendinizi!!!!!!

din

incil kitabında bir peygamberin geleceğini söylüyor ondan.incil kitabından sonra gelen ilahi kitap kuran_ı kerimdir bide bundan dolayı müslüman olmuştur

Tesbihatta bulunun, üç

Tesbihatta bulunun, üç kuruşluk aklınızı yormayında şüphenizden dolayı son nefeste şeytana kanmayın. (şeytanın dört büyük melegin alimi olduğunu unutmayın). onun şerrinden Allah (cc)'a sığının. ve yalnızca doğruyu dileyin. Allah (cc) size verecektir.

İnançlar var oluşları bakımınından zihne bağlıdır...

İnançlar var oluşları bakımınından zihne bağlıdır, doğrulukları açısından ise zihne bağlı değildir; neye inanıyorsak kendimiz açısından bu doğru olması gerekliliğin-dendir, kişi inançlarını hem doğru hem yanlış yapamaz, ve inancının doğru ve ya yanlış olduğunu hiç bir zaman kesinikle bilemez: Agnostik inançlı kişi (Bilinemezcilik) ateist olanla tam tersi inanca sahiptir; ateist olan kişi, Tanrı'nın (Allah'ın) yokluğunu düşünür; kesin bir inanç gösterir, agnostik olan kişi inancı Tanrı var olabilir de olmayabilir de kesin bir yargıya varmaz... Tanrı (Allah) var olduğunu sayan din felsefe içerisinde zihinseldir. Bilim de uğraşları içerisin de hayatın için de olan bir olgudur. Ne dinin görevi ne de bilimin görevi Tanrı (Allah) kavramını varlığını ve ya yokluğunu kanıtlayamaz...Dinleri ve Allah'ı var olduğunu kılan insandır... Benim inancıma göre: Gerçek hiç bir zaman bilinmezdir...

La İlahe İllallah, Muhammeden

La İlahe İllallah, Muhammeden Rasulallah. Zaten kurtuluşa erecek olanlar delilsiz iman edenlerdir. zira şeytan delil çürütmekte pek hevesli pek marifetlidir kurbanım.

Agnostisizm

'Gerçek hiçbir zaman bilinemez' diyen İNSAN KARDEŞ, Bu söz, mantık gereği, GERÇEK diye bir şey YOKTUR ile eşdeğerdir ! bunu da iddia ediyorsanız o zaman hiçbirşeyi iddia etmeki ya da karşı çıkmak da boştur. Dolayısıyla sizin iddianızda yersizdir ..

cok garip

Peki su an kitap bulabildimi acaba ?

o kitabın bulunduğu yeri

o kitabın bulunduğu yeri uludere değil uluderenin bir köyünde orada daha neler vçıktı oranın asıl ismi kürçe höze türkçe ismi kovan kaya

yorum

bence bu kitap çok iyi korunması gerekir ve gündemde tutulmaması gerekir öyle umut ediyorum kitap ta anlatıldığı gibi bir peygamber gelecek ki bu kuran da da bahsediliyor ve bu gelecek peygamberiin bu bulunan kitap hakkında da güzel yorumlrı olacaktır görüşündeyim

Esselamu Aleykum ve

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi Daimen...*Hz.İsa dan mı bahsediyorsun . evet gelecek.... ama Hz.Muhammed(aleyhiselatü vesselam) Son Peygamberdir.Ve kainat onun yüzü suyu hürmetine yaratılmıştır...(bu bir kudsi hadistir)*

"kainat onun yüzü suyu hürmetine yaratılmıştır"

Peygamber (s.a.v) efendimizi yüceltmek güzel birşeyde bunu yaparken abartmakyanlış olur. Peygamber efendimiz (s.a.v) her fırsatta kendisinin bir mucizesi olmadığını, tek vazifesinin Alahın kelamını insanlara yaymak olduğunu defalarca söylemiştir ve bunuda yapmıştır. Tapılacak birtek Yaradan vardır gerisi onun kullarıdır bu nedenle Peygamber efendimize iltifat edelim derken onu ilahileştirmeyelim, hırıstiyanların İsaya tanrı demeleri gibi.
Güzel kardeşim Kuran'ı tekrar oku ve anlamaya çalış. Aklını kullan insanoğlu heryere iyi veya kötü niyetle kendi yorumunu katmaktan vazgeçse ne iyi olur değilmi. Hatırlatırım, ne diyor?, "düşün doğru yoldasın"

CVP:"kainat onun yüzü suyu hürmetine yaratılmıştır"

"Peygamber efendimiz (s.a.v) her fırsatta kendisinin bir mucizesi olmadığını"

deyinceye kadar ben mucize değilim diye söylediği hadisleri yazsaydınız keşke.. Ama yok! Kaynaksız atıyorsunuz. Zaten kimse peygamber mucize demiyor. Peygamberin mucizeleri diyor.. kimsenin ilahlaştırdığı da yok.. aklının ucunda gidersen herşeyi tersinden anlayabilirsin ancak

Bravo mükemmel bir roman

Bravo mükemmel bir roman olmuş entirikalar,cinayetler,gizli çeteler,kutsal metinler .... süslüpüslü bir beyaz perde romanı
ama dikkatimi çeken iki nokta biri ergenekon diye adlandırılan bir takım insan örgütlenmesine bağlanıp gündemi yakalamak ve devamında bir yazar ismiyle verilen bir kitap reklamı.
Bunca yazının dikkat çekmesini ve kafa bulandırıp sonrada kitap pazarlaması ne kadar güzel olmuş.
Vay be ne ergenekonmuş ta 2000 yıllık olduğu öne sürülen incil sayfalarından bile çıkıyor ismi
Yakında ademin oğullarının birbirini katletmesinin ardındada ergenekon vardı derlerse hiç şaşırmam
Sizi gidi propagandacılar sizi ... :) ?

..

bu arkadaşıma kesinlikle katılıyorum,bu nedir yahu!!neyi nereye bağlasakta ergenekona dayandırıp çıkarımızı sağlasak amacıyla işi iyice abarttınız..tebrikler gerçekten(!)

ne kadar ilginç olabilirki

ne kadar ilginç olabilirki .......
bir kitap yada bazı teoremler üstünde konusurken somut ve kesin kanıtlara ihtiyaç vardır ben okurken bile suan süren ergenekon davsına baglanmasına sasırdım ne alaka yani ......
kaldi ki sen kendine üniter ve büyük devlet diyorsun filistin için israile sert cıkıyorsun cok sey kazanabilecen bir kitap var ve bunu kamaoyundan ve halktan gizli tutuyorsun peki orda durunca eline ne geciyor israildeki bir kitap için mit cıa fbı gibi örgütler ortaklasa calısıyor ve pesine düseni öldürüyor bu aralar herkes o kadar iyi seneryo yazıyorki yakında benimki de piyasaya cıkar...
bak istersen bir seneryo Mithat pasa nın aslında annesi rum mus ve kanı bozuk oldugu icin devlet işlerinde osmanlıyı zor durumda bırakmak icin cesitli entrikalara girmiş kendince bir kitap yazmıs ve bunu sırnakta bir magaraya yerlestirmiş bundan 200 yıl sonrada bir aşiret lideri bu kitabı bulmus ama sembolik harlerle yazıldıgı icin bu kitabı cözememiş ve bir millet vekiline götürmüs ......

devamı yarın..

Bu yazılanlar hiç ilginç

Bu yazılanlar hiç ilginç olmamakla birlikte, inandığınız tanrının nurunu tamamlaması mucizeside oldukça sıradan ve kara cahil bir bakış açısıdır. Bu yazılanların ötesinde kitabı dahi okusanız yinede davincinin şifresi adlı kitaptan alacağınız bilgilerden bile daha fazla aydınlanamayacağınız ortada.Çünki yukarıda okuduğunuz yazıların oluşturduğu kitap ''davincinin şifresi'' adlı kitabın sadece bir paragrafı kadar düşündürücü olabilir.Körü körüne inançlı olmayı kendinize ne kadar yakıştırabildiğinizle alakalı bir durum bu.İnancınızın sorgulanabilirliği ne kadar ileri seviyedeyse bilinki inancınızda bir o kadar köklüdür.Dinler hakkında bilgi sahibi olmak sadece bir kaç yeni nesil yazarın yazdıkları ile mümkün değildir.Edebiyatın yanı sıra sanatın diğer tüm dallarında dinlerden izler bulabilmek mümkün.Tarihte görülmüş bu yasaklama olayları insanları sanattan yardım almaya zorlamıştır.Örneğin İncilin araştırılmasını yasaklayan Vatikan'a karşı tüm efsane sanatçılar şifreli bir şekilde bazı bilgiler bırakmışlardır.Da Vinci, Botticelli, Poussin, Bernini, Mozart ve Victor Hugo'nun yasaklanan eserlerinde ,Sir Gawain ve Yeşil Şövalye, Kral Arthur ve Uyuyan Güzel gibi efsanelerde ve Victor Hugo'nun Notre Dame 'in Kamburu ve Mozart'ın Sihirli Flüt'ünde şifrelenmiş bilgiler vardır.Bunları ikonografi uzmanları ortaya çıkartır ve mümkün olduğunca (yasaklamaları ve engellemeleri olabildiğince aşarak) insanlığı aydınlatır.Sonuç olarak ne kadar araştırma yaparsanız kendinizi sorgulamak için o kadar donanımlı olmuş olacaksınız.Unutmayın sizin inancınızın tam tersini iddea edenler dahi size , sizden daha fazla rahatsız edici osru soramazlar.Kimseye bir şey açıklamak ya da ispatlamak için değil, sadece kendi inancınızı gerçekten ele almak ve kendinizle yüzleşmek için yapın bu araştırmaları.Kendinizle yüzleştikçe ,ne kadar yüce olduğunuzuda keşfedeceksiniz.

Cevap

Sevgili arkadaşım yorumunu o kadar çok beğendim ki anlatamam. Alatmak istediğini şu cümleler ile desteklemek isterim bende nacizane. Siz inanç adamları insanın yaradılışında insanın YARATANIN suretinden olduğunu elbet bilirsiniz ama aramızda ki fark şudur; siz o sureti beden sanırsınız yani ET VE KEMİK fakat biz o suretin insanın aklı olduğu gerçeğini biliriz.

Çok ilginç

Çok ilginç

bismillahirrahmanırrahim

bismillahirrahmanırrahim
allahın andı şüphesiz gerçek olacak ve allah nurunu tamamlayacaktır.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <img> <b> <dd><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar