Günümüz Hıristiyan Mezhepleri


Hıristiyanlık'ta mezheplerin teşekkülünü, İsa'nın dünyadan ayrılmasından hemen sonra O'nun dinine giren Pavlus'la İsa'nın cemaati arasındaki ihtilâflara bağlayan görüş daha ağır basmaktadır. Gerçektende Pavlus'un Hıristiyanlığı kabul etmesinden sonra O'nunla İsa'nın cemaati arasında çıkan ihtilâflar onların kısa zamanda ikiye bölünmelerine sebep olmuştur.

Bir başka açıdan mezheplerin doğmasını, inanç, ayin vb. konulardaki ihtilâflarla, XI. yüzyılda Doğu-Batı Kiliseleri'nin birbirinden kopmasına, hatta reform hareketlerine bağlayan görüşü benimseyenler de bulunmaktadır. Burada kiliseler arasındaki ihtilâflardan çok, halen günümüzde varlığını sürdüren belli başlı üç Hıristiyan mezhebinden (Katolik, Ortodoks, Protestan) ana hatlarıyla söz edilecektir.

1-Katolik Mezhebi

Bir diğer adı Roma Katolik Kilisesi olan Katolik Mezhebi, Hıristiyan dünyasının en büyük ve en köklü mezhebidir. İnançlarına göre bu mezhebi, havarilerin ilki olan Petrus kurmuştur. (28) O aynı zamanda İsa'nın vekilidir. Petrus'tan sonra gelen papalar da Petrus'un vekili sayılırlar. Böylece Papa ruhanî reis sıfatıyla İsa'nın yeryüzündeki temsilcisidir. 1870 yılında toplanan Vatikan Ruhani Meclisi Papa'nın yanılmazlığını ilân etmiştir. (29) Katolik Mezhebi'nde ruhban sınıfı aşağıdan yukarıya rahip, piskopos , kardinal ve papa şeklinde hiyerarşik bir yapıya sahiptir. Katolik Mezhebi'nin başlıca özellikleri şunlardır:

1-Papa dinî başkandır, İsa'nın vekili, Petrus'un halefidir.
2-Papa yanılmaz bir otoritedir. Roma diğer kiliselerin hepsinden üstündür.
3-Ruhu'l-Kuds tarafından idare edilen Roma Kilisesi evrenseldir.
4-Ruhu'l-Kuds, Baba ve Oğul'dan çıkmıştır.
5-İsa hem ilâhî, hem insanî tabiata sahiptir.
6-İsa da, Meryem de günahsızdır, aslî suçtan uzaktır. Meryem, Tanrı yanında şefaatte bulunabilir. O, göğe yükselmiştir. (30)
7-Azizler de Tanrı katında sözcü olur, şefaatte bulunabilir.
8-İnsan aslî günah içindedir. Buna karşılık kötülüğe meyletmek günah değildir, günaha sevkeder. Günah çıkarma çok önemlidir. Bunun, günah çıkarma hücresinde papaza itiraf şeklinde olması gerekir. (31)
9- Sakramentler yedi tanedir. Ruhban zümresi evlenemez. Onların dışındaki evlenenler de boşanamaz. Boşandıktan sonra evlenmek zina sayılır.
10-Yirmi Konsil'in aldığı kararlar kabul edilir.
11-Cuma günü et ve yağlı yiyecek yemek yasaktır.
12- Son hüküm gününü, cenneti, cehennemi ve Araf'ı kabul ederler.
13- Geleneklere bağlı kalmak lâzımdır.
14-Ayin dili Latince'dir. 1965'deki II. Vatikan Konsili'nde değişik dillerde de ayin yapılmasına izin verilmiştir. (32)

Katolik Mezhebi'nde papazların başlıca görevleri, vaftiz, tövbe, çile, günah çıkartma, ahilere yağ sürme, evlenme vb. takdis törenlerini yönetmektir. (33) Temelde aynı inançları paylaşmakla beraber, ayrıntılara ait konularda Katolik Mezhebi'nden ayrılarak ortaya çıkan bazı küçük mezhepler vardır:

1- Keldani Mezhebi
2- Ermeni Mezhebi
3- Süryani Mezhebi
4- Maruni Mezhebi
5- Kıpti Mezhebi.

2-Ortodoks Mezhebi

Yunanca'da Ortodoks " Doğru görüş, inanç ve doğru itiraf" anlamına gelir. Bu mezhebin Dinler Tarihindeki diğer isimleri şunlardır: Doğunun Ortodoks, Katolik ve Apostolik Kilisesi, Ortodoks Doğu Kilisesi, Doğu Kilisesi, Ortodoks Kilisesi ve Rum Ortodoks Kilisesi. (34) Ortodoks Kilisesi'nin Katolik Kilisesi'nden 1054 yılında (35) kesin olarak ayrılmasında (36) dinî ve siyasî birtakım sebeblerin büyük rolü olmuştur:
1- Katolik Kilisesi'nin müşrikler arasında dini yaymak için bazı tavizler vermesi.
2- Roma'nın itirazına rağmen imparatorluk merkezinin İstanbul olması.
3- Batı Roma Devleti'nin yıkılmasından sonra ortaya çıkan otorite boşluğunu Papalığın doldurmak istemesi.

İnanç ve ayinler bakımından Ortodoks Kiliseleri bazı siyasî ve idarî sebeblerden dolayı birbirinden ayrılmıştır:
a-1054'deki Doğu-Batı ayrılığından sonra Ortodoksluğun merkezi Bizans olmuştur.
b-İstanbul'un Türkler tarafından fethedildiği 1453'ten sonra Rus Ortodoks Kilisesi İstanbul Patrikliği ile mücadeleye girişmiştir.
c-Rus ihtilâli (1917)'nden sonra İstanbul Ortodoks Patrikliğiyle mücadeleden vazgeçen Rus Ortodoks Kilisesi Patriklik halini almıştır.

Ortodoks dünyasının dört büyük patrikliği (İstanbul-İskenderiye, Antakya, Kudüs) vardır. Diğer, bölgelerdeki millî kiliseler idari yapı itibariyle bu dört patrikliğe bağlıdır. Ortodoks Mezhebi'ni diğer Hıristiyan mezheplerinden ayıran başlıca özellik şunlardır:

1- Patrik ruhanî başkandır.
2- Papa yanılabilir. O İsa'nın vekili değildir.
3- Ruhu'l-Kuds, Oğul yoluyla Baba'dan çıkmıştır.
4- İlk yedi konsilde alının kararları kabul etmek lâzımdır.
5- Ancak, Meryem, İsa ve Aziz ikonlarına (37) saygı gösterilir.
6- Her ülke ibadetini kendi diliyle yapmakta serbesttir.
7- Günahkârlar, işledikleri günah ölçüsünde A'râf ta bekletilirler.
8- Keşişler, piskoposlar ve patrikler evlenemez; papazlar evlenebilir. Boşanma ancak bazı şartlarla mümkündür.
9- Vaftizden hemen sonra Konfirmasyon yapılmalıdır.
10- Evharistiya ayininde ekmeğe maya, şaraba su katarlar.
11- Haç sağdan sola çıkarılır ve Haç'ın kolları birbirine eşittir.

Kuruluş dönemlerinde bütün Doğu Ortodoks Kiliseleri, İstanbul Ortodoks Kilisesi'nin idare ve kontrolü altında iken, daha sonraları parçalanmalar olmuş şu kiliseler doğmuştur:

1-Süryani Ortodoks Kilisesi,
2-Rum Ortodoks Kilisesi,
3-Ermeni Ortodoks Kilisesi,
4-Rus Ortodoks Kilisesi.

Dinler Tarihçilerinin genellikle savunduklarına göre Ortodoks Mezhebi'nin doğması, İznik (325) ve O'nu takibeden altı Konsil'de alınan bazı kararlar sonucunda olmuştur. (38) Ancak Ortodoksluğu kabul edenler İznik Konsili'nde değişik fikirler ortaya atan Arius, Nestorius vb. din büyüklerinin görüşlerine her zaman cephe almışlardır.

Katolik mezhebi ile Ortodoks mezhebi arasında tesbit edilebilen başlıca ayrılıklar şunlardır:

1- Katoliklere göre Ruhu'l-Kuds Baba ile Oğul'dan, Ortodokslara göre ise Allah'ın göndermesinden meydana gelmiştir. (39)

2- Katoliklere göre papa yanılmaz; ilâhî kudrete sahiptir. Ortodokslara göre ise O, ruhani bir liderdir; ilâhî bir gücü yoktur.

3- Katoliklere göre papanın iman, ibadet, ahlâk vb. konulardaki her sözü münakaşasız kabul edilmelidir, Ortodokslara göre ise papa da bir insandır, yanılabilir.

3-Prostestan Mezhebi

Almanca'da "protestieren" kelimesinden alınmış olan Protestan "itiraz, protesto, başkaldıran" anlamlarına gelir. Protestan mezhebinin doğuşu, XVI. yüzyılda Martin Luther (1489-1546)'in Roma Katolik Kilisesi'ne karşı;

1- Günahları bağışlamak,
2- Günahların bağışlanmasını malî bir kaynak haline getirmek,
3- İncil yorumunu kendi tekeline almak,
4- Ayin dilinin mutlaka Latince olması vb. hususlara itirazları ile başlamıştır.

Martin Luther itirazlarına kısa zamanda taraftar bulunca hareket hızla büyüyerek yayılmıştır. (40) İtirazcılar kendi görüşlerini çeşitli mahfillerde açıklamak imkânı buldukça, onların fikirlerini benimseyenler de o nisbette artarak geniş bir coğrafyaya sahip olmuştur. Protestan mezhebine İncil Kilisesi de denir.

Protesto hareketinin yaygınlık kazanması, reformasyonun başlaması ve çeşitli kiliselerin doğmasıyla sonuçlanmıştır. Protestanlığa göre Allah'a ulaşabilmek için hiçbir kilise görevlisinin aracılığına ihtiyaç yoktur. Hıristiyan geleneğinin yakın geçmişten aldığı şeklin bir diğer adı olan Protestanlık, kilisenin bizzat kendi değerlendirmesine göre:

1- İtirafla ilgili durum,
2- Ruhanî tavır,
3- Hıristiyanlığa daha uygun bir görünüm verme vb. noktalarda geçmişine nisbetle yeni bir hüviyet kazanmıştır.

Protestanlık, tarihinin belirli bir döneminde ve bazı özel şartlar sonucunda ortaya çıkmasına rağmen, fikir ve ruhî yapı itibariyle sadece XVI. yüzyılın mahsulü sayılmamalıdır. Bazı Dinler Tarihçilerine göre, Protestan reformcular ile onları takib edenler, o yüzyılda yapılan dinî yorumlarla yeni bir gerçeği bulmak yerine, eski dinî gelenekleri yeniden ortaya koymuşlardır. Bu bakımdan Protestanları, kâşif değil, yenileyici olarak görmek lâzımdır. İnançlarına göre günahkâr bir kişi ancak Tanrı'nın karşılıksız inâyetiyle kurtuluşa erebilir. Protestan mezhebi son dört yüz yıl içinde başlıca iki dinî tür olarak kendini göstermiştir:

1- Klasik Protestanlık,
2- Radikal Protestanlık.

1- Klasik Protestanlıkla Hıristiyanlığın aldığı yeni şekle karşı isyan ederek kilisenin Katolik anlamını koruyan büyük kilise sistemleri kastedilmektedir.
2- Radikal Protestanlık terimi daha çok bu mezhebin ortaya çıkışını açıklayan olayı anlatmak için kullanılmaktadır. Bu terim aynı zamanda dinî gruplarla dinî düşünce ekollerini de içine almaktadır. Bu ekolün mensupları Kitab-ı Mukaddes ile Hıristiyan kilisesinin dinî merasim varisleri (41) olduklarını iddia etmişlerdir.

Protestanlığın ilk ifadesi Lutheryanizm'dir. Bu terimle Martin Luther'in faaliyetleri, O'nun ruh ve görüşüne borçlu olan Hıristiyan fikirleri ile özel kiliseler anlaşılır. Bu ekol, kulun hayatı ve kilise ibadeti üzerinde özellikle durmuştur.

Protestan Mezhebi'nin özellikleri şunlardır:

1-Papa da bir insandır, yanılabilir.
2-Diğer iki büyük Hıristiyan mezhebinin kabul ettiği teslise inanırlar.
3-Kutsal kitabı yorumlamaya herkes yetkilidir.
4-Sakramentlerden yalnız Vaftiz ve Evharistiya'ya inanırlar.
5-Azizleri kabul etmezler.
6-Kiliselerde resim ve heykel lüzumsuzdur.
7-Haç çıkarma geleneklerine inanmazlar.
8-İbadet ve ayinleri herkes kendi diliyle yapabilir.
9-A'râf ve ebedî ceza yoktur.
10- Meryem sıradan bir insandır; ilâhî bir niteliği yoktur.
11-Günah çıkartma işlemi mantıksız bir uygulamadır.

Protestan Mezhebi öncelikle kendi bünyesinde üç ana kola ayrılmıştır:

1- Lutheryanizm,
2- Kalvinizm,
3- Anglikanizm.

1- Lutheryanizm, Protestanlığın ilk şeklidir ve Martin Luther'in fikir ve ideallerini benimseyen özel Hıristiyan görüşünü temsil eder. Lutheryan Kiliseleri Almanya, Skandinav ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletlerinde daha çok yaygındır. İnançlarına göre kilise, lâik hayattan sorumlu tutulamaz.

2- Kalvinizm, günümüz Protestan dünyasının ikinci ekolünü teşkil eder. Bir diğer adı Reforme Hıristiyanlık'tır. Akımın kurucusu ve öncüsü olan John Çivin, sıkı bir dinî tecrübeden geçmiş Fransız asıllı, ilâhîyat sahasındaki yazılarıyla tanınmış bir kişidir. O'nun gayesi mevcut Hıristiyanlık'ta reform yaparak dinî başlangıçtaki, asıl haline kavuşturmaktır. O'na göre Hıristiyanlığın topluma karşı, birtakım görevleri olmalıdır.

3- Anglikanizm, VIII. Henry devrinden beri İngiltere'nin Resmi Kilisesi'dir. VIII. Henry (1491-1547) ile Papa arasındaki bir kavgadan sonra doğmuş olan Anglikanizm'in en başta gelen hedefi Hıristiyanlığı kendi öz niteliğine yeniden kavuşturmaktır. Onlara göre papalık ile Presbiterianlık arasında en azından orta bir yol olmalıdır. Bu yalnız kilise teşkilâtı düzeyinde değil, doktriner anlamda da gerçekleştirilmelidir.

Protestanlık bu üç ana kolun dışında ikinci derecede diyebileceğimiz on küçük gruba daha ayrılmıştır.

Radikalizm ve Protestanlık

Fransızca'da Radikalizm "ilim, din ve siyasette temelden, kökten değişiklikler yapma temayülü" anlamına gelir. Bizim burada üzerinde duracağımız Radikalizm, Hıristiyanlık üzerinde yapılmak istenen köklü değişikliklerle ilgilidir.

Dinler Tarihi terminolojisinde Radikal Protestanlık terimi ile daha çok genel Protestanlık'tan yavaş yavaş kopan ve O'ndan bağımsız olarak teşekkül eden Hıristiyan grupları ve dinî ekolleri kastedilmektedir. Bir bakıma bu gruplara, Reformasyon'un birtakım tartışmalardan sonra dünyaya gelen çocukları demek mümkündür. Bunlar özel yapı ve davranışlarından dolayı İngiltere'nin resmî kilisesiyle uyum sağlayamamışlardır. Radikal Protestanlığı iki grupta incelemek mümkündür:

1- Evangelik,
2- Hümanist,

Radikal Protestanlığın en önde gelen temcilcileri Babtistler, Kongregasyonistler, Metodistler ve Kuveykırlar'dır. Bu sayılan temsilcilerin, kendilerine özgü farklı görünümler sergiledikleri bilinmektedir. Hatta bu akımlardan bazıları bağımsız,Hıristiyanlıktan ayrı bir din görünümündedir. Bununla beraber Radikal Protestanlığın Hümanist kanadı, Hıristiyan Kilisesi'nin din tanımayan kesimi ile özel bir şekilde ilgilenmiştir. Hümanistlerin en büyük arzuları Hıristiyanlığın "zevk sahibi insanlara" karşı bir değeri bulunduğunu ispat etmektedir.

Hümanistler düşüncenin en büyük rehberi olarak vahiy yerine aklı temel almışlar onu gerçeğin başlıca kaynağı kabul etmişlerdir. Onların baz aldığı ölçü Hıristiyanlık vahyi değil, ilmî bir buluş, bir felsefî ilke veya herhangi bir düşüncedir. Ancak bu akımın, gün geçtikçe nüfuz ve değerini kaybettiği ifade edilmektedir. Radikal Protestanlık özellikle şu ana noktalar üzerinde durarak kimliğini kanıtlamak istemiştir:

1- Kurtuluşa ermek için İsa'ya tam anlamıyla inanmak lâzımdır.
2- Kilise'nin ve dünyanın mutlak efendisi İsa'dır.
3- Gerçek kilise İsa tarafından kurulmuştur. Kurtuluş ancak bu kilisededir.
4- İsa'nın gözle görünen kişiliği İncil'de açıklanmıştır. İnsan yaşamı boyunca daima O'nu örnek almalıdır.
5- Çarmıh'tan sonra dirilen İsa sonsuz bir güç ve çalışma kaynağı olmuştur.

Çağdaş Protestanlıkla meydana gelen gelişmeler hakkında John A. Mackay şöyle diyor?

Protestanlığın henüz dinî erginliğine erişemediğini, tarihî görevini tamamlamadığını belirtmek gerekir. Dörtyüzyıl önce Reform hareketinde olup bitenler bugün de hayatta, doktirinde ve kilise teşkilâtında ifade edilmek durumundadır. Çağdaş Protestanlıkla ortaya çıkan önemli gelişmeleri şöyle sıralayabiliriz:

1-Tarihî Hıristiyan inancı yeniden kavranmalıdır.
2-Kutsal Katolik Kilisesi gerçeği protestanları da kuşatmalıdır.
3-Dine dayanmayan düzen ile ilgili sorumluluk duygusunun yeniden canlanması sağlanmalıdır.
4-Evangelik Hıristiyanlığın dünya çapında yayılması, Protestan düşünürlerin bu yolda çaba sarf etmelerini gündeme getirmelidir.

4-Angikan Mezhebi

Reform Hareketi'nden sonra (XVI. yüzyıl) İngiltere'de doğmuş bir Hıristiyan ekolüdür. Protestanlığın İngiltere'ye has şekli olan Anglikanizm, Katolik-Protestan çatışmasında uzlaşmacı bir yol izlemiştir. Anglikan Kilisesi, VIII. Henry'den itibaren Roma ile olan bağlarını koparmıştır. Anglikanizm'i Kitab-ı Mukaddes'e bağlı, kısmen reforme edilmiş bir Katolik Mezhebi olarak görmek daha yaygındır. Papanın otoritesini reddeden Anglikan Kilisesi, XVI. yüzyıldan beri ibadette Latince yerine İngilizce'yi kullanır. Kilise kral ve kraliçe tarafından temsil edilir. VAnglikan Kilise'sine göre iki sakrament (Vaftiz, Evharistiya) esastır. Anglikanizm XVIII. yüzyıldan itibaren Amerika, Kanada, Avustralya, Afrika, Yeni Zelanda ve Hindistan'da yayılmıştır.Yaklaşık 30 milyon mensubu bulunan Anglikan Kilisesi ve Roma Katolik Kilisesi arasında II. Vatikan Konsili (1962-1965)'nden sonra uzlaşma zemini arama gayretlerine girişilmiştir.

Bi dakka! Ergenekoncuların Karargahı değil miydi orası?

Sevgili Batuhan kardeşim,

Zaten öyle bir Patrikhanenin olduğunu biliyorum. Ancak benim niye yok dememden kasıt, neden yukarıda ki yazıda Ortodoks kiliselerini anlatırken, kendi öz ve milli olan kiliselerini yok sayarlar demek istedim. Dikkat edersen Patrikhanemizin ismi yok.

Bazıları hemen ezberden giriyor. Çünkü Fener tarafından aforoz edildiniz diye! Bunu diyen kişilerin unuttuğu en önemli şey şudur: yazıda bir isim var: Süryani Ortodoks Patrikhanesi... Şimdi sen bu nedir diyebilirsin! Açıklayayım; yukarıda ki yazıda var olan Süryani Ortodoks Patrikhanesinin de aforoz edildiği gerçeğini... Evet! Kovulmuştur. Hemde yine Fener tarafından...

Yani yok sayılmamız ismimizin geçmesine engel değil. Yok eğer geçecekse ismimiz:

Ne yaparlar: ''Sizler Ergenekoncusunuz, sizler Darbeci ve Statükocusunuz, yok sizler Faşistsiniz...''

Mesela Türk Ortodoks Patrikhanesi yaz internete, hemen şu iki yazı çıkar ''6 Haziran 1924: Cemaati Ergenekon olan Türk Ortodoks Patrikhanesi kuruldu'' veya ''Hayali Cemaatin Garip Patriği''.

Dikkat et; bu kilisenin bir cemaatinin olmadığını söylüyorlar. Unuttukları şey; Nüfus Mübadelesi sırasında Müslümanlarla Ortodokslar yer değiştirdi. Yani nasıl onlarca Boşnak Müslüman (Türk olmalarına değil, dinlerine baktılar) Türkiyeye göç ettirildiyse, onlarca Türk Ortodoks'u da (Türklüğüne değil, dinlerine bakılarak) Yunanistan'a göç ettirildi.

Yani Fenerin övünç duyduğu cemaatini yine bizim oluşturduğumuzu unutuyorlar!
Peki o bahsettiğim yazıları kim yazmış. Hiç bir zaman ne yazdığı yazdığına benzemeyen ve birbirini tutmayan Taraf gazetesi...

ALIN SİZE ÇETE

I- KİMİN ÇETE OLDUĞUNU ANLAMANIZ İÇİN
II- BUGÜN TBMM, FENER RUM KİLİSESİNİN EKÜMENİKLİĞİNE "MAL TEDARİK ETMEK" İÇİN TOPLANIYOR!
Evet, Türkiye'de devleti'nin gücü ve olanaklarını, "devletin aleyhine" kullanan bir yapılanma var. O yapılanmanın adı FGÖ'dür. Bunu ben değil, zamanın AKP'li Adalet Bakanı, şimdi ise Başbakan Yardımcısı olan Cemil Çiçek söyledi. Bende dava açtım, ayrıntı ve şok gelişmeler çok yakında...

Neyse, adı geçen yapılanma, okyanus ötesinden alınan talimat gereği, bir suç örgütü yaratarak, Fener Rum Kilisesi'nin ekümenikliğinin yolunu açmak için operasyon yaptı. Hedeflerinde, Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi vardı. Çünkü bu kilise Türkiye Cumhuriyeti'nin temel taşlarından birisi olduğu gibi Fener Rum Kilisesi'nin istediği "EKÜMENİKLİK gibi siyasi yasal statü önünde de en büyük" engeldi.

Onun için, gözden düşürülerek ortadan kaldırılmalıydı. O çok bilinen yöntemler ile gözaltına alma ve tutuklama süreci başlatıldı. Sonrasında ise basın-yayın organları Fener Rum Kilisesi'ne "taraf" olarak, başladılar yasalar önünde Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi'ni zehirlemeye.

Bunlara akıl vererek tarihi kendi çıkarları için değiştirmek isteyenler ise "etnik bakiye sendorumu" yaşayanlardır. Onların varlığını ise 27 Ocak 2008 Taraf ile Yeni Şafak gazetesi ve 30 Ocak 2008 tarihli Hürriyet gazetesinde yapılan haberlerde görebilirsiniz.

Fener Rum Kilisesi'nin ekümenikliği için;

1- Yeni Şafak gazetesi, Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi'ne 50 milyon dolar geldiğini yazdı.

- Hangi banka hesabına, hangi ülkeden ve yapılan aramalarda ne kadarının ele geçirdiği ise yazılmadı.

2- Taraf adı ile hareket eden gazete, "Ergenekon kilisesi" manşetini atmaktan çekinmedi ve "Kilisenin ‘cemaati' Ergenekon" dedi.

- Sonrada aynı sayfada, "cemaati yok" başlıklı habere ile sıra "can alıcı" noktaya getirdi. O da, Bağımsız Türk Ortodoks Kilisesi'nin mal varlığı idi. Ona da açıklık getirmek gerekirse Türkiye'deki azınlık-cemaat-mülhak vakıfların mülkiyet durumu için 10 Haziran 1936 yılında kabul edilen yasaya göre; 1-16 Şubat 1912-1936 tarihleri arasında tapu kayıtları ile birlikte beyanname verenler bugün sahip oldukları mülkleri idare etme konusunda bir anlamada yetkilendirildi.
Bugün Türkiye'de aynı konumda olan 168 adet vakıf bulunmaktadır. Bunlardan birisi de Bağımsız Türk Ortodoks Kiliseleri Başpapazlığı Vakfı'dır.

Başka bir örnek verecek olursak, koskoca Yeni Roma'nın Ekümenik Kilisesi olan Fener'in İçişleri Bakanlığının resmi bilgisine göre, İstanbul'da "79 kilisesi" var ve bunların ancak on tanesinde ayin yapabilmektedir. Hatırlarsınız iki gün önce Erdoğan, Yunan başbakanına Rum vatandaşları gelsin demişti...

Yine patrikhane olarak bilinen Fener Rum Kilisesi'nin bulunduğu yer "Aya Yorgi Kilisesi Vakfı"na aittir. Açılması istenen mektebin ise "Heybeliada Rum Ruhban Okulu Vakfı" vardır. Kısacası en son Lozan'da "din" ayrımına göre yapılan azınlık tanımlaması ile ülkemizde bulunan "dini azınlıklar" yaşamlarını 1936 yılında çıkan kanun ile yasal düzenleme getirilmiştir.

Cemaatine gelince, Papa Eftim 1964 yılında ikinci hatayı yapan seksen altı bin Hristiyan'ı Yunan uyruklu diye Yunanistan'a yollanmasına karar verildiği günlerde İNÖNÜ ile Taşlık'taki evinde görüştü... Eftim uzun görüşmenin ardından İNÖNÜ'ye hitaben, "Lozan'da bir hata yapıldı, ikinci hata yapılmasın, Yunanistan'a yollanacak olan seksen altı bin kişinin yalnızca 15-20 bin kişisi Yunan uyrukludur", dedi.

Fakat etkili olamadı. Papa Eftim bunun üzerine, daha önce de büyük uğraşlar verdiği 1923-1927 mübadelesini de dikkate alarak, İsmet İNÖNÜ'ye hitaben yazdığı mektup'ta "...ATATÜRK'ün silah arkadaşı olmasaydın, seni vatan haini ilan ederdim" diyecekti... Bugün ise resmi olmayan rakamlar göre 15-16 milyon Türk Hristiyan vardır. Bu sayı Fener Rum Kilisesi'ne bağlı ve resmi olarak verilen 6 milyondan çoktur.

3- Gelelim, sol köşesinde Atatürk ve altında "Türkiye Türklerindir" yazılı Hürriyet gazetesi'nin bugünkü(30 Ocak 2008) "Cemaati değil malı olan patrikhane" haberine. Haberin tek amacı, Fener Rum Kilisesi'nin ekümenikliği için Bağımsız Türk Ortodoks Kilisesi'ni zehirlemektir.

- Bugün TBMM Fener Rum Kilisesi'nin ekümenikliğine mal tedarik etmek için toplanıyor gündeminde ise açık oylama ile "- 9.11.2006 Tarihli ve 5555 Sayılı Vakıflar Kanunu ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/24) (S. Sayısı: 98) (Dağıtma tarihi: 28.1.2008)" İçtüzüğün 91 inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi yapılacaktır...

Bu haber Hürriyet gazetesinde yoktur ama "Cemaati değil malı olan patrikhane" diyerek yok edilmek istenen Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi'ni zehirleme haberi vardır. Sayın Hürriyet gazetesinin amirallerinin bu haberle ne yaptığını ben söyleyeyim,

Türk Milletine, Laik Türkiye Cumhuriyeti'ne ve onun değerlerine saldırıyorlar. Anlaşılmaması için de "Türkiye Türklerindir" diyorlar... Daha da ötesini anlamak için, Hadi Uluengin'in geçmişte yazdığı "Kefe'den çeteye" başlıklı yazısının mutlaka okuyun.

Ve çok unutmayın! Bizler Işığın çocuklarıyız; Fenerin yetimhanelerinde beyni yıkanmış çocukları değil!

Niçin Türk Ortodoks Patrikhanesi yok?

Niçin Türk Ortodokslar gösterilmedi?

Niçin Türk Ortodoks Patrikhanesi yok?

Türk ortodoks patrikhanesi var. Karaköy'de bulunmakta pek cemaatleri bulunmamakla birlikte fener rum patrikhanesi tarafından aforoz edilmişlerdir fakat onlar fener rum'u tanımadıklarını belirtip pazar günleri saaat 11de ayinleri türkçe olarak yapmaktadırlar.

hakan yener

harika bir çalışma olmuş teşekkürler

hepimiz misafiriz bu dünyada

hepimiz misafiriz bu dünyada

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <img> <b> <dd><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar