tarih

warning: Creating default object from empty value in /home/zehirli/domains/zehirli.org/private_html/dinler/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Tevrât'a Göre Yahûdîliğin Tarihçesi

Yahûdîliğin tarihçesi, onların kutsal tarihini oluşturan mukaddes kitaplarına dayanır. Mukaddes kitap, âlem'in ve ilk insanın yaratılışından, peygamber Malaki'ye kadar geçen olayları içinde bulundurur.

Yahudiliğin Tarihi Seyri

M. Ö. İkinci bin yılın başlarında Yahudilik Hz. İbrahim'in oğlu İshak'la sahneye çıkmıştır. İshak'tan sonra Yakub (a.s) yerine geçti (İbn Haldun, Tarih,2/40). Yakub'un diğer adı "İsrail" idi. Dolayısıyla Yakub'un oğullarının adıyla anılan on iki kabile de İsrail oğullarını oluşturdu. Bundan sonra Yusuf (a.s)'un daveti[1] üzerine Yakub ve oğulları Mısır'a göç ettiler.[2]

Yahudilik, sözün tam manasıyla İsrail oğullarının Babil'de geçirdikleri sürgünden sonra inkişaf etmiştir. Oradan Filistin'e döndükten sonra (M.d. 538) İlahi şeriatı bildiren Tevrat, daha fazla bütün hayatın merkezi sanılmıştır. Yahudilere mahsus hükümleri havi Tevrat'a göre, Yahudiler yabancılarla evlenemezler. Bu durumda kendilerini ileride üstün ırk saymalarına kadar vahim sonuçlara ulaşmıştır.[3]

Tarihi Doğru Algılamak

Bu kitapta ortaya konmak istenen mesajlardan biri, olayların genelde "resmi ve genel" görüntüsünden farklı olduğu ve bunların bize anlatılandan daha değişik yönleri olabileceğidir. Sanırız bu, kitabın çoğu yerinde de belgelerle ve bilimsel yöntemlerle ispat edildi. Bu durumda şu soru çıkıyor karşımıza: Dünyayı ve insanı anlamak için Aydınlanma Çağı'ndan beri temel kaynak olarak kabul edilen materyalist tarih ve bilim anlayışı ve bunların üzerine inşa edilen dünya görüşü ne denli geçerlidir?

Allah Kuran'da bizlere, mikrokosmosdan evrenin oluşumuna, canlıların ve doğanın dengesinden insan vücuduna kadar sayısız konuyu 1400 sene öncesinden, bilimin ancak günümüzde keşfedebildiği biçimiyle haber vermiştir. Aynı şekilde Allah, Kuran'da geçmişte yaşayan toplumların hayatlarından örnekler vererek, insan ve toplum psikolojisi ve bazı sosyolojik gerçekler hakkında da bilgi edinmemizi sağlar.

TÜRKLERDE YENİ YIL VE BAHAR KUTLAMALARI

Yukarıda bahsettiğimiz Sümerliler, Babilliler, Kenaniler, İbraniler ve İranlılar gibi Ortadoğu halklarından başka Eski Yunanlılar ve Romalılardan uzak doğu halklarına kadar birçok toplulukta yeni yıl ve bahar kutlamalarına rastlanmaktadır. Bu çerçevede geçmişte ve günümüzde Asya’dan Avrupa’ya geniş bir coğrafyada yaşayan Türk boylarında da yeni yıl ve bahar kutlamalarına rastlanmaktadır.

ESKİ ORTADOĞU'DA YENİ YIL-BAHAR KUTLAMALARI

Oldukça erken dönemlerden itibaren Sümerliler, Babilliler ve çeşitli Sami kavimlerce kozmogonik ve tarımsal karakterli bahar ve güz festivallerinin kutlanageldiği bilinmektedir. Sümerliler, yaz sıcağı sonrası tarla işlerinin bitimini bir festivalle kutlarlardı. Bir çeşit hasat bayramı görünümünde olan tarımsal karakterli bu güz festivali Akiti (ya da Zagmuk) diye adlandırılırdı (Henninger, 1987:419).

Eski Babil’de yılın ilk ayı olan Nisanın ilk 12 gününe denk düşen yeni yıl kutlamaları da Akitu festivali diye adlandırılırdı. Tanrılar panteonunun zirvesinde bulunan yüce varlık adına düzenlenen bu bayramın varlığı MÖ 18. yy’dan itibaren bilinmektedir. Zira MÖ 1780’lerden kalma metinlerde Akitu festivalinden bahsedilmektedir (Black, 1981:40). Baharda kutlanan bu bayramın yanı sıra Babil’de arpa ekimi öncesi bir kutlama yapıldığı ve buna da Akitu festivali adı verildiği de bilinmektedir. (Black, 1981:41).

TEVRAT'TAN 1500 YIL ÖNCESİNE AİT EBLA TABLETLERİNDE ADI GEÇEN PEYGAMBERLER

M.Ö. 2500'lü yıllardan kalma Ebla Tabletleri, dinler tarihi açısından çok önemli bilgileri günümüze kadar taşımaktadır. Arkeologlar tarafından bulundukları 1975 yılından itibaren birçok kez araştırma ve tartışma konusu olan Ebla Tabletlerinin en önemli özelliği ise, içinde İlahi kitaplarda bahsedilen üç peygamberin adının geçmesidir.

Önemli bilgiler içeren Ebla tabletlerinin, binlerce yıl sonra bulunması, Kuran'da bildirilen toplulukların durumunun coğrafi olarak da açıklanması bakımından oldukça önemlidir.

Ebla, M.Ö. 2500 yıllarında, bugünkü Suriye'nin başkenti olan Şam ile Türkiye'nin güneydoğusunu da içine alan bir bölgeyi kapsayan bir krallıktı. Bu krallık, kültürel ve ekonomik olarak doruğa çıkmış ama bir dönem sonra -birçok medeniyette olduğu gibi- tarih sahnesinden silinmişti. Ebla Krallığının, döneminin önemli bir kültür ve ticaret merkezi olduğu, tuttukları kayıtlardan da anlaşılıyordu. Eblalılar devlet arşivi oluşturan, kütüphane kuran ve ticari sözleşmeleri yazılı kayıt altına alan bir medeniyetin sahibiydiler. Hatta Eblaca (Eblait) denen kendi dillerini oluşturmuşlardı. (Ebla", Funk & Wagnalls New Encyclopaedia, (c) 1995 Funk & Wagnalls Corporation, Infopedia 2.0, SoftKey Multimedia Inc.)

Tarihi Bilgiler

Yeni Delhi´de Bahai Mabedi Seyyid Ali Muhammed(Bab) (Bab, Arapça´da kapı demektir), kendisinin tüm Müslüman aleminin beklediği kişi olan "Kaim", "Mehdi" olduğunu 23 Mayıs 1844´te ilan etti. Binlerce kişi Bab´a inanarak "Babi" oldu. Bu gelişmeler ve onun eski dini yapıya göre çok yenilikçi ve radikal fikirleri ortaya koyması İran´da işkencelere ve baskılara yol açtı. Bab, 1850´de Tebriz şehrinde kurşuna dizildi. Birçok Babi ise yine İran´da değişik feci işkence yöntemleri ile öldürüldü.

Tarihçe

Mandenler, kendi dinlerinin Adem?le birlikte başladığını ileri sürerler. Aslında bu din, İ.Ö. 200 yıllarından başlayarak, Filistin-Ürdün yöresinde yaşayan heterodoks Yahudi akımları içersinde filizlenmiştir. Bu dönemde Kudüs?teki egemen Yahudi anlayışına karşı çıkan bir çok topluluk bulunmaktaydı. Bunlar arasında en önemlileri ?Esseneler?, ?Vaftizciler? ve ?Nasuralar?

İçeriği paylaş

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar