Muhammed dahil bütün peygamberleri kabul ediyor musunuz?


I. Müslümanlar soruyor

İslamiyet bütün peygamberleri tanır. Dereceleri konusunda ayrım yapmakta, ancak mesajlarının gerçekliği konusunda ayrım yapmamaktadır. İsa, peygamberlerden biridir (Kuran, Bakara 136.285; Al-i İmran 84).

* Siz hristiyanlar da biz müslümanlar gibi Muhammed dahil olmak üzere bütün peygamberleri kabul ediyor musunuz?

II. İslami görüş

Genel olarak

Kuran, tarih boyunca birbiri arkasından Tanrı tarafından gönderilen bir çok peygamberden bahseder. İsa da onların en büyüklerinden biridir (Kuran, Bakara 136.253; vb). Ancak peygamberler zinciri sonuna ve tamamlanışına peygamberlerin mührü, sonuncusu Muhammedde erişir (Kuran, Ahzab 40). Sonuç olarak islam inancı Kuranın vahyinde bütün dinsel sorulardaki gerçeğin ölçütünü görür.

Hristiyanların Muhammedin peygamberliğini reddetmeleri müslümanları yaralar. Bunun ötesinde müslümanlar, hristiyanların, Tanrının bütün insanlık için Kuranın aktarıcısı olarak seçtiği Muhammedin peygamberliğini tanımamakla islamiyeti, yani genel anlamda müslümanların diri dinsel pratiklerini ve aynı zamanda şimdi ve burada mevcut islami toplum ortaklarının dinsel, ruhsal ve mistik değerlerini tanımadıklarını hissederler. Bunun yanında bu reddi, en küçük yaşlarından itibaren yüceltmeyi ve sevmeyi öğrendikleri kişiye hakaret olarak görmektedirler. Bu duygu, konuşulan kişi – az da olsa – hristiyan edebiyatı ve teolojisinde uzun bir geçmişi olan Muhammed hakkındaki olumsuz yargıları bildiği oranda daha da güçlenir. Muhammed arasıra yalancı ve yoldan çıkarıcı olarak da adlandırılmıştır.

Detaylı olarak

Kuran başlangıçtan beri, Tanrının daha önceki peygamberlere yüklediği, ancak şimdi Kuranda apaçık bir arapçayla duyurulan aynı tek Tanrıcı mesajı duyurduğunu iddia eder. Kuranda 25ten fazla peygamber ismen anılır, ki bunların çoğu bize Kitabı Mukaddesin aktarısından tanıdıktır. Ademden sonra bunlar Hanok (İdris), Nuh (Nuh), İbrahim (İbrahim), İshak (İshak), İsmail (İsmail), Lut (Lut), Yakup (Yakup), Yusuf (Yusuf), Yitro (Şuayb), Musa (Musa), Harun (Harun), Davut (Davud), Süleyman (Süleyman), İlyas (İlyas), Elişa (Elyesa), Yeşaya (Zül-Kifl), Yunus (Yunus), Eyüp (Eyyub), Zekeriya (Zekeriyya) ve daha yüksek bir derecede sayılan onun oğlu Vaftizci Yahya (Yahya), Meryem (Meryem) ve oğlu İsa (İsa) dır. Kitabı Mukaddeste bu şahıslar İlyas, Elişa, Yeşaya ve Yunus, bazen de Musa normalde peygamberler sayılmazlar. Buna karşın Kitabı Mukaddesin Yeşaya dışındaki dört büyük peygamberi ve Yunus dışındaki oniki küçük peygamberi Kuranda anılmazlar, Yunus da sadece kendisini yutan büyük balıkla ilgili ilginç öyküde anılır. Kitabı Mukaddes, Ad kavminin peygamberi Samud ve Samud kavminin peygamberi Salihi, ve eğer Midyandaki kahin Yitro ile aynı şahıs değilse Medyenli peygamber Şuaybi tanımaz.

Kuranda adı geçenlerden üç peygamber özel olarak işlenir. Bazen Kitabı Mukaddesin metinlerine benzeyen, bazen de çok farklı olarak Kuranda aktarılan öykülerde bu peygamberler merkezi şahıslardır.

İbrahim, iman itaati içinde oğlunu – İshak ya da İsmail olduğu açık kalmaktadır – kurban etmeye hazırdır. Tanrı tarafından gönderilen meleği selamlar ve konuk eder. Tek Tanrıcı inancın öne çıkan örneğidir. Mekkelilerin tapınışlarını çok Tanrıcılıktan arındırır ve oğlu İsmaille birlikte Kabenin temelini atar5. Böylece bütün diğer peygamberlerden daha fazla haccın (müslümanlara Kuranda buyurulan ibadet yolculuğu) dua ve ruhunu biçimlendirir.

Nilin sularından kurtarılarak Firavunun sarayında yetişen Musa, daha sonra kardeşi Harunun yardımıyla halkının Mısırı terkedebilmesi için izni alır. Kızıldenizi ayakları dahi ıslanmadan geçtikten sonra Sina Dağında Tanrının kendisiyle konuştuğu (kelim Allah), kendisine Tevratı (yani Musanın beş kitabı) verdiği kişi olacaktır. İsa, mucizevi bir şekilde Bakire Meryemden (çölde, bir hurma ağacının yakınında) doğdu, Tanrıdan İncili (tek bir kitap olarak) aldı, İsrailoğullarına Tek Tanrıcılığı vazetti, birçok mucizeler (örn. Çamurdan yaptığı bir kuşun cana gelmesi, gizli düşüncelerin açığa çıkarılması, körlerin ve cüzamlıların iyileştirilmesi, ölülerin yeniden yaşama döndürülmesi vb.) yaptı. İsa, yahudilerin düşmanlığıyla karşı karşıya kaldı. Bunlar, onu çarmıha gerdiklerini de iddia ettiler. Ancak bu bir yanılgıdır, çünkü yahudiler amaçlarını gerçekleştiremeden Tanrı İsayı kendi katına yükseltmiştir. İsa yaşamaktadır ve zamanın sonunda Yargı Gününün (Kıyamet) habercisi ve hazırlayıcısı olarak, İslamiyetin gerçek din olduğunu duyurmaya gelecektir. Yaşamı sırasında son peygamberin geleceğini de önceden bildirmişti. Bu peygamber Ahmed (=Muhammed) adını taşıyacaktı (Kuran, Saf 6). İsa, Tanrıdan bir söz ve Tanrıdan bir ruhtur, ancak ne Tanrıoğludur ne de Tanrının kendisidir.

Bütün peygamberlerin en büyüğü ise peygamberlerin mührü, sonuncusu olan Muhammeddir. İsadan sonra 570 yılında Mekkede doğmuştur. Başarılı bir tüccar olarak kırk yaşındayken, kendisini peygamber olarak ortaya çıkıp tek Tanrının isteğini yeniden duyurmaya zorlayan vahiyler aldı. Sözleri – cennetteki altın levhaların direk vahyi olarak – Kuranda biraraya getirildi. Muhammed, 622 yılında Yatribe (sonradan Medine olarak anılır oldu) hicret6 ederek Mekkelilerin düşmanlığından korundu. Orada yalnızca dini değil hem de siyasi önder oldu, bütün müslümanları kabile sınırlarını aşarak tek Tanrıya olan inançlarında tek bir cemaat (ümmet) kıldı ve bazı aksiliklere rağmen nüfuz bölgesini sürekli genişletti. Kendisini dışlanmaları değil, yalnızca yenilenmeleri olarak gördüğü yahudi ve hristiyanları mesajı için kazanma umudu gerçekleşmedi. Onlarla bozuşma gerçekleşti. Bu şekilde önce Kudüse yönelik kıbleyi değiştirdi. Kabe yönelim merkezi oldu, 630 yılında oradaki putlar, resimler ve tapınış sembollerini ortadan kaldırdı, 632 yılında o zamandan beri her yıl gerçekleşen müslümanların Kabeye ilk hac ziyaretini yönetti. Muhammed 632 yılında öldü. Kuran yanında onun yaşamı ve davranışları da müslümanlar için örnek teşkil eder. Karısı Haticenin ölümünden sonra birçok kadınla aynı anda evliydi. Aktarıya göre okuryazar değildir. Bu tanımlama büyük bir ihtimalle Muhammedin öğretisini tamamen vahye borçlu olduğunun ve kendisinin bu öğretiye hiçbir katkısı olmadığının altını çizmek içindir.

Kurandaki peygamberler hakkındaki bütün aktarıların aynı şemayı izlemesi ilginçtir:

- Her halktan bir peygamber Tanrı tarafından seçilir.
- Peygamber halkın dilini konuşur.
- Aynı öğretiyi (yalnızca tek bir Tanrı vardır) vazeder.
- Halkının düşmanlığına, hatta ölüm tehlikesine maruz kalır.
- Ancak Tanrı elçisini kurtarır, imansız halkı cezalandırır.

Bu şema, Muhammedin peygamberlik deneyimi ile de tamamen aynıdır. Muhammedin peygamber olarak yaşadıkları, peygamberlik makamındaki seleflerine aktarılmış gibi görünmektedir. Bu, Kurandaki haliyle İsanın neden tek Tanrıcılıktan başka bir şey vazetmemiş olduğunu açıklar. Sonucunda Kurandaki İsa doğal olarak başkalarının onun ağzından söyledikleri: (annesi Meryem gibi) onun da Allahın yanında Tanrı oldukları iddiasını açıkça reddeder (Kuran, Maide 116-117).

Muhammed, Hicretten sonra Medinede yerel yahudi kabilelerinin – ve çok daha az oranda da olsa – hristiyanların düşmanlığıyla karşılaşır. Buna rağmen, ifadeler daha farklı olsa da mesajı Kitabı Mukaddesin aktarısı ile ilişkilidir. Bu yüzden Muhammed kendini İbrahimin tek ve gerçek halefi olarak görür ve yahudilerle hristiyanların İbrahimin izinde oldukları iddialarını reddeder. İbrahim ne yahudi ne de hristiyandır. İbrahim, Muhammedin şimdi yeniden geçerli kıldığı, tek Tanrıcılığın örnek temsilcisidir (bkz. Kuran, Bakara 135.140). Daha ötesinde Muhammed kendini, kendisinde peygamberlerin sonuncusu olarak zirvesini ve tamama erişini bulan (Kuran, Ahzab 40) gerçek bir peygamberlik geleneğinin mirasçısı olarak görmektedir. Mesajı, Kuran, sonuç olarak önceki bütün kutsal kitapların ölçülmesi gereken ölçüt durumundadır: Tevrat, Zebur, İncil. Kuranın öğretisine göre bu kitaplar daha başta – yoruma göre – yanlış anlaşılmış, değiştirilmiş, tahrif edilmiştir ve artık asıl gerçek hallerinde değildirler. Sonuç olarak da İslamiyet şimdi tek bozulmamış, gerçek dindir.

III. Hristiyan görüşü

Peygamberlik karizması, Eski ve Yeni Ahitin Kitabı Mukaddes geleneğinde önemli bir öğedir7. Bu gelenek zirvesine insan olan Tanrı Sözü ve en üstün peygamber Mesihte erişir. İsa Mesih, imanın kaynağı ve tamamlayıcısıdır (İncil, İbranilere Mektup 12,2). Karizma, sadece öğreti makamının uygulanışında değil, Kutsal Ruhça yönlendirilen Tanrıhalkının bütünlüğünde de peygambersel kalan Kilisede sürmektedir.

Peygamberlik ruhu görünen kilisenin sınırlarının dışında da etken olabilir. Bu, Eski Ahitteki kutsal erkekler ve kadınlarda (Melkisedek, Eyüp, Saba kraliçesi ...) olmuştu; 2. yüzyılın şehidi Yustinusda bir sıra filozof ve putperest falcılarda [Tanrı] Sözünün tohumunun (logoi spermatikoi – 2. Apol. 8,1) mevcudiyetini sıralamaktadır.

Yakın zamanlarda bazı teologlar daha ileri gitmişlerdir. Katolik cephesinde örneğin Claude Geffré (Paris Katolik Enstitüsünde profesör). Tunustaki (1979) İkinci İslami-Hristiyan Görüşmelerinde Mesihin bir peygamberden daha fazlası, gerçekten Tanrı Sözü olduğunu, elçisi Muhammed olan vahyin ise bir Tanrı sözü olduğu düşüncesini savunmuştur. Sonuç olarak GRIC (1977de kurulmuş Groupe de Recherche Islamo-Chrétiens, İslami-Hristiyan Araştırmalar Grubu) üyesi teologlar Kuranda, İsadaki Tanrı sözünden farklı ancak gerçek bir Tanrı sözü olduğunu kabul etmişlerdir. Farklılık ve çelişkilerin (örn. Beden alış ve Üçlübirlik gibi merkezi hristiyan inanç gizemlerinin Kuran tarafından reddedilmesi) Tanrı sözünün vazgeçilmez kanalları olan insani aktarım ve paylaşımların sonucu olduğunu ileri sürmüşlerdir.8

Katolik olmayan teologlar arasında da benzeri bir gelişime rastlıyoruz. Anglikan episkoposu ve dünyaca tanınan İslam uzmanı Kenneth Cragg9, Muhammad and the Christian (Muhammed ve Hristiyan) (1987) isimli eserinde hristiyanları Muhammedin gerçek bir peygamber olduğunu açıkça kabul etmeye davet eder. Aynı zamanda İsanın bir peygamberden daha fazlası olduğu düşüncesinde ısrarlıdır.

İkinci Vatikan Konsili (1962-1965) bu konuda belirli bir tavır almaksızın, Muhammedi ismen anmadan, islamiyeti gözönünde bulundurarak kilisenin açıklık ruhuna bir atılım sağlamıştır10: Kilise müslümanlara saygı duymaktadır (bu gerçekten yenidir!), ve Konsil önemli farklılıklarını inkar etmeksizin islamiyetin saygıya değer olan temel dogmalarını ve tapınma şekillerini anar. Konsilin hristiyanları, müslümanlara islami tek Tanrıcılığın imanlıları ve uygulayıcıları olarak saygı göstermeye çağrısı, geçmişte Muhammed hakkındaki bütün polemik ve negatif ifadelere reddi içermektedir. Çünkü Muhammed bu cemaatin kurucusu ve Kuranın dediği gibi onun güzel örneğidir (Kuran, Ahzab 21). Papa VI. Paul (1897-1978) ve Papa II. Jean Paul müslümanlarla bir görüşmenin olduğu her defasında, Tek Tanrıya imanda bu kardeşlik ruhunu teşvik etmişlerdir, en etkileyici olanları da Papa II. Jean Paulün, hristiyanlık ve islamiyet arasındaki gerçek ruhsal kardeşlikten bahsettiği, Türkiyedeki hristiyanlara (Ankara, Kasım 1979) ve Kazablanka Stadyumundaki genç müslümanlara (17 Ağustos 1985) hitaplarıdır.

Yerel episkoposlar, ruhani meclisler ve teoloji seminerleri de bazen genel kavramlarla bu yönde açıklamalarda bulunmuşlardır, örn. Nagpurdaki (Hindistan, 1971) Uluslararası Teoloji Konferansının tespit ettiği gibi: Dünya dinlerinin kutsal yazıları ve ibadet şekilleri, farklı derecelerde, Tanrısal bir açıklamanın ve kurtuluş yollarının ifade tarzları olabilirler. Bu şekilde, Muhammedle ilgili olarak, zamanın Madrid başepiskoposu ve İspanya Episkoposlar Ruhani Meclisi başkanı Kardinal Tarancon Cordobadaki (Mart 1977) İkinci Hristiyan-Müslüman Kongresinin açılış toplantısındaki konuşmasında hristiyanları, özellikle Tanrıya imanı, çok Tanrıcılığa karşı savaşı ve adalete olan isteği nedeniyle Muhammedin peygambersel özelliklerini tanımaya davet etmiştir. Daha 8. yüzyılda Nasturi Patriği I. Timoteyus da Bağdat halifesi al-Mahdi ile diyaloğunda aynısını söylemiştir: Muhammed, peygamberlerin yolunda yürümüştür.

Böylece hristiyanlar, hristiyan imanından önemli bir şeyi engellemediği sürece müslümanların yaşamında başından beri diri olan dini ve ahlaki değerleri tanımaya cesaretlendirilirler. Böylece hristiyanlar için Kuranda bir Tanrı sözünü ve Muhammedin görevinde bazı peygambersel özellikleri tanımanın yolu açılmış olur.

IV. Hristiyanlar yanıtlıyor

1. Gerçek bir diyaloğun ancak gerçek bir ortaklık düzeyinde mümkün olabileceğine inanıyoruz. Diyalog ortağının imanına saygı duyulması bunda önemli bir yer teşkil eder. Aynı şekilde nasıl bir hristiyan gerçek bir diyaloğun önşartı olarak müslümanın İsanın Tanrıoğlu olduğuna iman etmesini isteyemezse, müslüman da karşısındaki hristiyana Muhammedin peygamberlerin sonuncusu ve Kuranın da tüm kutsal yazılar için tek geçerli ölçüt olduğuna imanı diyalog şartı olarak öne süremez. Çünkü bu durumda dinlerarası bir diyaloğun başlaması için hristiyanın müslüman olması gerekirdi (ya da tersi). Öyle olsaydı, zaten dinlerarası diyalog asla mümkün olamazdı11.

2. Biz hristiyanlar da Kuranda adı geçen peygamberlerin çoğunu yüceltiriz. Buna karşın Kitabı Mukaddes içlerinden örn. Yeşaya, Yeremya, Hezekiel gibi bazıları çok önemli olan bir çok peygamberi daha tanır. Öte yandan Kuranda adı geçen peygamberlerden bazıları, Kitabı Mukaddeste hiç anılmaz, sadece Arap geleneğine dahildirler. Ancak hristiyanları ve müslümanları isim, sayı ve peygamberlerin vaazından öte birleştiren şey, İkinci Vatikan Konsilinin Nostra Aetate metni 3. bölümünde ifade ettiği gibi, İnsanlara seslenmiş olan tek Tanrıya imandır. Hristiyanlar ve Müslümanlar imanlılar olarak, filozofların yaptığı gibi, Tanrıyı keşfetmek için birbirlerine sadece anlayış açısından destek olmazlar. Çok daha ötesinde, Tanrı tarafından peygamberler aracılığıyla aktarıldığına inandıkları söze iman içinde, bir anlamda Tanrıdan Tanrıyı öğrenirler ve Onun sözüne kendilerini tabi, teslim sayarlar (islam ve müslüman kelimelerinin tam olarak ifade ettiği gibi).

3. Hristiyanlıkla İslamiyet arasındaki önemli fark şurada yatar: Müslüman için peygambersel vahiy zirvesine ve sonuna peygamberlerin sonuncusu Muhammedde erişir; hristiyan için ise vahiy zirvesine insan olan, haçta ölen ve dirilen Rab olarak vahyin bütünlüğünü (pleroma) açınlayan Tanrı Sözü, İsa Mesihte erişir. Bu nedenle dinlerarası görüşmelerde İsayı peygamberlerin sonuncusu olarak tanımlamaktan kaçınmak gerekir, çünkü bu ifade özellikle müslümanlar tarafından kullanılmaktadır. Bu ifadenin kullanılması dinlerarası görüşmeleri teşvik etmekten çok engeller.

4. Ancak hristiyan imanınca tanınan İsadaki vahyin bütünlüğü hristiyanların Tanrının kendisini İsadan önce de sonra da başka yerlerde de insanlara tanıttığını kabul etmelerini engellemez. Kuran ve Muhammedle ilgili olarak: İnsan, Kuranın yalnızca müslümanlar için değil herkes için ve şahsen kendisi için de bir Tanrı sözü içerdiğini kabul edebilir. Pratikte Muhammed tarafından aktarılan Kuranın tek ve ulaşılmaz Tanrıyı güçlü vaazında İsanın mesajının önemli bir öğesini anımsatmayı ve bu mesajla daha derin uyum içinde yaşamaya bir daveti görebilirim. Böyle bakıldığında hristiyan olarak Kuran aracılığıyla vazedilen mesajla ilgili imanlı hristiyan yanıtımda, Muhammedin gerçeğin bu önemli yönünü, yani Tanrının birliği ve erişilmezliğini vazetme görevini aldığını kabulleniyorum. Bu, gerçeğin, gitgide Tanrıyı unutan modern bir dünyada büyük önem kazanan bir yönüdür.

5. Hristiyanlar ve müslümanlar tanıklıklarını paylaşarak yakınlaşmakla ve bizlere inandığımız vahiylerce bildirildiği şekilde kendilerini birlikte Tanrının işine adamakla, ve hristiyanlar ile müslümanlar Tanrının dünya için planı ve isteğini daha derin anlamak ve daha etkin vazetmeye gayretle, kendileri Tanrının bu peygambersel sözlerinin dünyamıza aktarıcıları olacaklardır.

Ek

Önemli bir hristiyan teologu ve İslam uzmanı olan Jacques Jomier OP, İslamiyeti tanıtımında Muhammedin Hristiyanlık için anlamı hakkında dikkate değer düşünceler sunmaktadır.12

Muhammedin zamanında Hristiyanlık, İsanın ruhunda bir reforma, yenilenmeye muhtaçtı. Jomier bu açıdan Hristiyanlık açısından Muhammedden bir reformcu olarak söz etmeyi ve onda bir reformcu karizması (guide réformiste) tanımayı öneriyor. Buna karşın hristiyanların Muhammed için (hem hristiyan ilahiyatı hem de islam ilahiyatında kullanıldığı standard anlamda) peygamber ünvanını kullanmalarının karmaşıklığa yol açabileceğini söylüyor.

1. Peygamber kelimesine tam anlam yüklendiğinde bu, Tanrının adına vazettiği bütün sözleri Tanrısal otoriteye sahip ve böylece genel itaati gerektiren bir kişiyi tanımlar. Bu şekilde anlaşıldığında bu ünvan hristiyanlarca İslamın kurucusu için geçerli olamaz. Hristiyanlar bu şekilde müslüman olmadıkça Muhammede kayıtsız şartsız itaat edemezler. Muhammedi en kesin anlamlıyla peygamber olarak kabul etmek, yani ona iman ve itaat sunmak hristiyanlar için mümkün değildir. Hristiyanlar, Muhammedle ilgili olarak peygamber ünvanını ancak sınırlı olarak kullanabilirler, başka şekilde söylersek, bu peygamberin bütün dediklerini kabul etmeyecekler, aksine bazılarını kabul edecek diğerlerini reddedeceklerdir. Şurası bellidir ki, müslümanlar Muhammede karşı her türlü seçici tavrı gerçek peygamberlerin sonuncusuna karşı hakaret olarak göreceklerdir.

2. Hristiyanlar, genel din tarihinin bölümü olarak, Mesihin gelişini hazırlayan İbranice Eski Ahitin peygamberlerinin özel bir konumda olmalarını kabul ederler. Örneğin Sefanya gibi küçük peygamberler bile bu özel konumdadırlar. Küçük peygamberler olarak adlandırılmalarına rağmen İbranice aktarının toplu peygamberler sırasında yer almaktadırlar. Onlar ve onlara dayanan metinler, Kilisenin imanının tümlüğünü esinlerler. Dini-teolojik anlamda peygamber ünvanı hristiyanlar tarafından Muhammed için kullanılmamalıdır. Öyle bir durumda bu ünvanı çok sınırlı, islami inancın kabul edemeyeceği bir anlamda kullanırdık. Bu nedenle hristiyanların Muhammed hakkında başka bir görüş açısı kazanmaları daha önemlidir: İslami mesajın içerdiği gerçekleri tanımak, müslümanların ruhsal yollarını tanımak ve saygı göstermek ve daha ötesinde Muhammedin dini ve siyasi bir dahi olduğunu kabullenmek. Tanrının lütfuyla İslam içinde – Kuran ve Muhammedin örneğiyle şekillenmiş olarak – çok sayıda imanlının Tanrıya gerçek bir bağ içinde yaşadıklarını kabullenmemiz gerekir.

3. Din tarihin yapısı içinde inceleyecek olursak İslamiyet, Yahudilik ve Hristiyanlığı temelden reforme etmek, ancak temel çizgilerini yerinden oynatmaya varacak kadar reforme etmeye yönelik bir çaba olarak yorumlanabilir. İslamiyet (ve peygamberi Muhammed) kabaca ve genel hatlarıyla tarih içindeki büyük reform haraketleri ve bunların kurucuları ile kıyaslanabilir. İslamiyet, Yahudilik ve Hristiyanlıkla biçimlenmiş bir ortamda ortaya çıktı. Ancak bu Hristiyanlık ayrılıklar ve dogmatik çekişmelerle bölünmüş durumdaydı. Buna karşın Muhammed tarafından hedeflenen Yahudilik ve Hristiyanlığın reforme edilmesi çabalarından yeni ve bağımsız bir hareket doğdu. Bu, mevcut Yahudilik ve Hristiyanlığın örneğin Tanrının kesin birliği, erişilmezliği ve egemenliği ile herkesin kurtuluşa davet edilmesi gibi belli noktalarına ışık tutar. Ancak diğer, temel öğelerini reddetmiştir. Bu özel durumu ile İslamiyet, kiliseyi kendini reforme etmeye zorlamak görevi ile görevlendirilmiş olamaz mı? Ancak böyle görebilsek bile bu, İslamiyette kabul görmemiş gerçekleri reddetmemiz gerektiği anlamına gelmez.13

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar