Katolikler Heykellere mi Tapıyor?


KATOLİKLER HEYKELLERE Mİ TAPINIYOR?

Bir çok müslümanın ve Protestanların gülünç iddialarından bir tanesi "Katoliklerin heykellere tapınmasıdır!". Katoliklerin kiliselerinde heykelleri, ikonaları bulunmasını ve tapınılma iddiasını daha da ileri götürerek bu durumu Tanrı’nın Çıkış 20:4-5 deki "Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın" emrini çiğneyip tıpkı yazıldığı gibi Çıkış 32:31 "Çok yazık, bu halk(ın) korkunç bir günah işledi"ğini düşünürler.

İnsanları putperestlik yaptıkları zaman, onların büyük günah işledikleri ve bu büyük günahlarından dolayı ikaz edildiği doğrudur. Ama Kutsal Kitap’ın; şekiller, resimler, kabartmalar veya heykellerin (iyi ve kötü yönde) kullanımına dair söylediklerini bilmemek ve kiliselerde genellikle azizlerin ve Mesih İsa’nın ikonalarının bulunmasından Katoliklere putperest demek, Kutsal Kitap konusunda yapılan bir cahillik veya en azından yanlış anlamadır.

Anti-Katolik bir yazar olan Loraine Boettner, Roma Katolisizmi isimli kitabında, defalarca "İmajların (simge, resim, kabartma, görüntü, heykel) tapınmada kullanımının Tanrı tarafından yasaklandığını" vurgular. Eğer insanlar "Kutsal Yazılar’ı araştıracak" (Bk.Yhn.5:39) olsalardı, bunun tersi olan gerçeği bulup öğreneceklerdi. Tanrı, heykellere tapınılmasını yasaklar, ama heykellerin dinsel kullanımını yasaklamadığı gibi, aslında dinsel bağlam içerisinde kullanımını bile kendisi emreder!

TANRI’NIN YAPILMASINI İSTEDİKLERİ

Bilinmesi gereken bir şey vardır ki, dinsel imaj ve motiflere var güçleriyle karşı çıkan Kutsal Kitap cahili insanlar, Kutsal Kitap’ta bir çok bölümde Tanrı'nın imajlar yapılmasına dair emirlerini her nedense unuturlar veya o ayetleri kabul etmek istemezler. Çıkış 25:18-20 bulunan ; "Kapağın iki kenarına dövme altından birer Keruv (Kanatlı doğaüstü varlıklar) yap. Keruvlar’dan birini bir kenara, öbürünü öteki kenara, kapakla tek parça halinde yap. Keruvlar yukarı doğru açık kanatlarıyla kapağı örtecek. Yüzleri birbirine dönük olacak ve kapağa bakacak" ayetleri bizlere çok güzel bir örnektir.

Diğer taraftan Davut ; "buhur sunağı için saptanan saf altın miktarını bildirip. Rab’bin Antlaşma Sandığı’na kanatlarını yayarak onu örten altın Keruvlar’ın planını, "Bütün bunlar Rab’bin eli üzerimde olduğu için bana bildirildi, ben de tasarının (planın, çizimin) bütün ayrıntılarını yazılı olarak veriyorum" diyerek Süleyman’a verdi (1.Trh.28:18-19). Davut’un, "Rab’bin eli üzerimde olduğu için bana bildirildi" diye aktardığı tapınak planı meleklerin heykellerini de içermekteydi.

Buna benzer şekilde Hezekiel peygamber 41:17-18 deki ayette kendisine bir vizyon sırasında gösterilmiş olan tapınağın "Girişin üstü, iç oda, dışarısı ve bütün iç ve dış duvarlar düzenli aralıklarla Keruv ve hurma ağacı motifleriyle kaplı" olduğunu aktarır.

İMAJLARIN DİNSEL KULLANIMI

Mısır’dan çıkış sırasında, İsrail halkının cezalandırılması için her yanı zehirli yılanların sardığı dönemde, "Rab Musa’ya, "Bir yılan yap ve onu bir direğin üzerine koy. Isırılan herkes ona bakınca yaşayacaktır" dedi. Böylece Musa tunç bir yılan yaparak direğin üzerine koydu. Yılan tarafından ısırılan kişiler tunç yılana bakınca yaşadı" (Say.21:8-9).

Tunçtan yapılmış yılan heykeline bakan birinin iyileşmesi, imajların yalnızca dinsel süslemelerde kullanılmasıyla kalmayıp, dinsel törenlerde de kullanılabileceğini bize göstermektedir.

Katolikler bir kişiyi veya bir betimlemeyi hatırlamak için heykelleri, resimleri ve sanatsal işlevleri kullanırlar. Bir kişi fotoğrafına bakarak annesini nasıl hatırlıyorsa, bizim de baktığımız resimler azizleri ve onların bize örnek olan olaylarını hatırlamamıza yardım eder. İmajlar aynı zamanda eğitici malzeme görevi de görmektedir. Özellikle de okur yazar olmayanlar için kilisenin başlangıç dönemlerinde kullanılmıştır. İşin ilginci çoğu protestan da Pazar okullarında çocukların eğitimi için Kutsal Kitap’taki olaylara dair resimleri veya Mesih İsa’nın resimlerini kullanmaktadır.

Eğer tarafsız birisi değerlendirecek olursa, Protestanları da, biz Katolikleri ağır bir şekilde putperest olarak suçladıkları şekilde suçlayacaktır. Ama onları da bizleri de suçlasalar ortada bir putperestlik yoktur. Tanrı, imajlara ilahlar gibi tapınılmasını sert bir şekilde yasaklar ama imaj yapımını engellemez. Eğer öyle olsaydı; filmler, videolar, resimler ve buna benzer materyaller de yasaklanmış olurdu. Ama bronz yılan olayında görüldüğü gibi Tanrı bu tür şeylerin dinsel ritüellerde kullanımını yasaklamamıştır.

Tanrı bunlara izin verir ama dediğimiz gibi o materyallere ilah gibi tapınılmasına kızar. İşte bu yüzdendir ki halk bahsettiğimiz o bronz yılana Nehuştan adını verip, tapmaya veya buhur yakmaya başladığında erdemli bir kral olan Hezekiel tarafından parçalanarak yok edildi. (2 Krl. 18:4)

DİZ ÇÖKMEK HAKKINDA

Kimi zaman Anti-Katolikler, Yasanın Tekrarı 5:9 da bulunan ayetteki Tanrı’nın putlar hakkındaki emri olan "Onların önünde diz çökmeyeceksin" ifadesini Katolikleri suçlamak için öne sürerler çünkü kimi Katolikler Mesih İsa’nın veya azizlerin ikonaları karşısında eğilir veya diz çökerler. Ancak bu Anti-Katoliklerin yaptığı tek şey, putperestliğin ve buna dair yapılan günahın ne olduğu konusunda insanların kafasını karıştırmaktır.

Tapınma sırasında nasıl bir beden hareketi olarak dik bir şekilde duruluyorsa eğilme hareketi de kullanılabilir; kaldı ki tüm tapınma eğilerek yapılmaz. Japonya’da, insanlar saygılarını göstermek için ve tanışma sırasında (Batıda kullanılan tokalaşmak gibi) eğilirler. Aynı şekilde, bir kişi bir kralın karşısında, ona bir ilah gibi tapınmadığı halde diz çöker. Nasıl ki elinde Kutsal Kitap’la diz çökerek dua eden bir Protestan Kutsal Kitap’a tapınıyor veya ona dua ediyor değilse; benzer şekilde bir ikonanın önünde diz çökerek dua eden bir Katolik de ona tapınıyor değildir.

İKİNCİ EMRİ SAKLAMAK

Protestanlar tarafından kimi zaman Katolik Kilisesi’ne karşı yapılan saldırı konularından bir diğeri de ikinci emrin "saklanmasıdır". Katolik kateşizminde (vaftiz öncesi eğitim), ilk emir genellikle "Benden başka tanrın olmayacak" (Çkş.20:3), ikinci emirse "Tanrın Rab’bin adını boş yere ağzına almayacaksın" (Çkş.20:7) şeklinde sıralanır. Onlara göre ikinci emir "Kendine put yapmayacaksın" (Çkş.20:4) olmalıdır! Bundan yola çıkarak Katoliklerin kendi dinsel figürlerine dayanak bulmak maksadıyla yasaklama emrini atladıkları tartışması yapılır. Bu tamamen yanlıştır. Çünkü Katoliklerin emir gruplaması ve sıralaması çoğu Protestandan farklıdır.

Hepimizin genellikle On Emir olarak bildiğimiz emir sıralamasının yazılı olduğu Mısırdan Çıkış 20:2-17 de aslında 14 emir bulunmaktadır. On Emir diyebilmek için, bazı emirler birbirlerine eklenirse de bundan başka yollar da vardır. (Çoktanrılı bir inanışta bir çok ilah bulunabilir ama putunuz olmayabilir, aynı şekilde bir putperest olarak tek bir ilahın putuna tapabilirsiniz ama birden fazla ilahınız bulunmayabilir.) Ancak eski dönemlerde, çok tanrıcılık ve putperestlik daima bir ele alındığından – zamanla putperestlik ifadesi çoktanrıcılık inancını ifade etmek için kullanılmaya başlandı – On Emir listesinin tarihi Yahudi sıralaması; kimi emirlerin, "Benden başka tanrın olmayacak" (Çkş.20:3) ve "Kendine put yapmayacaksın" (Çkş.20:4) emirlerinde olduğu gibi birleştirilmesini içerir. Tarihsel Katolik sıralaması ve Luteryen emir sıralaması bu noktada Yahudi sıralamasını izler. Martin Luther de, tek emir ile çoktanrıcılığa ve putperestliğe aynı anda yasak konulduğunu görmüştür.

On Emir’in daha kolay ezberlenebilmesi için Yahudiler ve Katolikler, on nokta üzerinde formüle edilen şekliyle özetlerler. Örnek olarak On Emir’i saymalarını istediğiniz de, Yahudiler, Katolikler ve Protestanlar Şabat Günü emrini, bu konu ile ilgili ardışık dört ayet bulunsa da, "Şabat Günü’nü kutsal sayarak anımsa" (Çkş.20:8-11) şeklinde kısaltır ve On Emir’in bir maddesi olarak size bu şekilde sayar.

Çoktanrıcılık/Putperestlik ile ilgili yasak emri de, (Yahudiler ve Protestanlar meleklerin veya azizlerin figürlerini kullanmasalar da) Yahudiler, Katolikler ve Protestanlar tarafından "Benden başka tanrın olmayacak" (Çkş.20:3) şeklinde özetlenir. Görüldüğü gibi kimsenin putperestlikle ilgili bir emri atlamak veya "saklamak" gibi bir maksadı yoktur. Bu yalnızca On Emir’in öğrenilmesini daha kolay kılmak içindir.

Katolik Kilisesi On Emir’in nasıl sıralanacağı konusunda dogmatik değilse de, Katolik Kilisesi Kateşizmi (Eğitimi) bize şunu söyler : "Buyrukların sıralaması ve bölümlere ayrılması tarih boyunca değişiklik göstermiştir. Katolik Kilisesi’nde gelenekselleşmiş buyrukların Aziz Agustin tarafından yapılan bölümlere ayrılması temel alınmıştır. Bu aynı zamanda Lüteryenlerin kabul ettiği şekildir. Yunan Kilise Babaları Ortodoks Kiliselerinde ve reforma tabi tutulmuş cemaatlerde rastlanılan biraz değişik bir bölme tarzını kabul etmişlerdir." (Katolik Kilisesi Kateşizmi 2066)

TANRI’NIN BİR SURETİ VAR MI?

Dinsel figürlere dair Katolik Kilisesi’ne karşı yapılan suçlamalarda bazı Anti-Katolikler, Yasanın Tekrarı 4:15-18 de bulunan ayeti kendilerine dayanak olarak kullanmaya kalkarlar. Ayette şöyle der ; "RAB Horev’de ateşin içinden size seslendiği gün hiçbiriniz suret görmediniz. Bu nedenle kendinize çok dikkat edin. Öyle ki, kendiniz için erkek ya da kadın, yerde yaşayan hayvan ya da gökte uçan kuş, küçük kara hayvanı ya da aşağıda suda yaşayan balık suretinde, heykel biçiminde put yaparak yoldan sapmayasınız."

Daha önce de ve yukarıda da gördüğümüz gibi Tanrı, dinsel amaçla da olsa imaj veya heykel yapımını yasaklamamaktadır (Bkz. 1 Krl.6:29-32, 8:6-66; 2 Trh. 3:7-14). Ama herhangi bir şey Tanrı’yı nasıl tasvir edebilir? Hemen tüm Protestanlar Yasanın Tekrarı 4 deki ayeti göstererek bunun yanlış olacağını söylemektedir çünkü İsrailliler Tanrı ile anlaşma yaptıkları zaman hiçbir surette Tanrı’yı görmüş değillerdir bu yüzden kimse sembolik de olsa Tanrı’nın tasvirini yapamaz. Peki, Yasanın Tekrarı 4 de bulunan ayetler bunu yasaklıyor mu?

CEVAP : HAYIR

Tarihin ilk dönemlerinde, Tanrı’yı herhangi bir şekilde tasvir etmek İsraillilere yasaklanmıştı çünkü Tanrı hiçbir şekilde kendini görünür kılmamıştı. İsraillilerin etrafını çevirmiş bulunan pagan (putperest) kültürü onları etkiliyor ve Tanrı’ya bir hayvan veya natürel bir varlık (bir boğa veya Güneş) suretinde tapınmaları yolunda ayartıyordu.

Ama daha sonra Tanrı, Danyel 7:9 da olduğu gibi görünür formlarda kendini gösterdi : "Ben bakarken Tahtlar kuruldu, Eskiden beri var Olan yerine oturdu. Giysileri kar gibi beyaz, Başındaki saçlar yün gibi apaktı. Tahtı alev alevdi". Protestanlar bile bu ayetin Yeni Ahit’te kendini açığa vuracak olan Peder Tanrı’nın Eski Ahit’te bulunan bir öngörüsü olduğunu dile getirirler.

Kutsal Ruh, İsa’nın vaftizi sırasında (Mt.3:16; Mrk. 1:10; Lk.3:22; Yhn.1:32) güvercin formunda ve Elçilerin İşleri 2:1-4 de aktarıldığı gibi Pentekost Günü’nde ateşten diller şeklinde kendini en az defa gözle görünür halde göstermiştir. Bu tasvirler de birer ikona olduğu halde özellikle Protestanlar tarafından çok sevilmekte olup güvercin ve ateşten dillerin tasvirleri, resimleri özellikle onlar tarafından daha çok kullanılmaktadır.

Ama en önemlisi, Tanrı kendisini Oğlu Mesih İsa’nın doğumuyla görünür kılmıştır. Yani Tanrı insan bedeniyle tıpkı bir ikona/imaj/tasvir gibi kendini görünür kılmıştır. Aziz Pavlus’un dediği gibi ; "O (Mesih İsa), tüm yaratılışın ilk doğanı, görünmez Tanrı’nın görüntüsüdür (Grekçe: İkon)." Mesih, görünmez ve sonsuz olan Tanrı’nın elle dokunulabilir ilahi bir "ikonasıdır."

Matta 2:11 de yıldızbilimciler "Eve girip çocuğu annesi Meryem’le birlikte görünce yere kapanarak O’na tapındılar. Hazinelerini açıp O’na armağan olarak altın, günnük ve mür sundular." Tanrı Horeb Dağı’nda değilse de, Betlehem’deki bir evde kendisini görünür kılmıştır.

Bu konuda son nokta olarak; Tanrı bizimle Yeni Anlaşma yaptığında kendisini Mesih İsa’nın bedeninde görünür kılmıştır. Bu nedenle, Tanrı’nın Mesih’teki tasvirini yapabiliriz.

Aslında Protestanlar bile Mesih İsa’nın ve Kutsal Kitap’ta çok sayıda bahsedilen isimlerin resimlerini, çocuklar için resimli kitapları, tişört, takılar, tebrik kartları, cd’ler gibi değişik yollarla dinsel tasvirler kullanmaktadırlar. Hatta Mesih eski zamanlardan beridir Icthus yani "balık" amblemiyle sembolize edile gelmiştir.

Genel yaklaşım şudur ; eğer Tanrı kendisine değişik formlarda ve suretlerde özellikle de Mesih İsa’nın bedeninde görünür kılmışsa, Tanrı’ya olan sevgimizi ve Tanrı’ya dair bilgilerimizi geliştirmek maksadıyla bu tür materyaller kullanmamız yanlış değildir.

KİLİSE TARAFINDAN PUTPERESTLİĞİN REDDİ

Havarilerden bu yana, onların devamında Katolik Kilisesi putperestlik günahını daima mahkum etmiştir. İlk Kilise Babaları bu günaha karşı uyarılarda bulunmuş ve Kilise konsülleri de bunu belirtmiştir.

İkinci İznik Konsülü (787) ; ikonaların ve dinsel tasvirlerin kullanıma dair şunu söylemektedir : Bizleri putperestlik denen saçmalığın karanlığından kurtaran ve "tüm bu çağlar tamamlanıncaya kadar hep sizinle birlikte olacağım" diyerek koruyacağı sözünü verdiği Kutsal Katolik Kilisesi aracılığıyla varlığını devam ettiren Tanrımız Mesih’in bu merhametine karşılıksız bir şekilde sahip olmak için Kilise’de devam eden çizgiden uzaklaşmış ve prafan (Kutsal şeylere karşı olan) olanı kutsal olandan ayırt etmeyi başaramayıp da Mesih’in ve azizlerin ikonaların tahtadan yapılmış şeytani idollerden farkının olmadığını savunan ayartıcı kişiler tarafından kandırılmaktan sağduyuyla kurtulmak gerekir."

1566 yılındaki Trent Konsülü Kateşizmi bizlere putperestliğin "tasvirlere ve ikonalara Tanrı imiş gibi tapınmak veya ikonaların ve tasvirlerin herhangi bir tanrısallığa sahip olduğunu, tapınışımızla ve dualarımızla onlara fazilet yüklemek veya bel bağlamak" (374) olduğunu öğretmekte ve tanımını yapmaktadır.

"Putperestlik insanın içindeki dinsel duygunun bir sapmasıdır. Putperest kişinin içindeki ‘tahribi imkansız Tanrı kavramını Tanrı’dan başka herhangi bir şeye aktarmasıdır’". (Katolik Kilisesi Kateşizmi 2114)

Kilise putperestlik günahını tanımlamış ve mahkum etmiştir. Anti-Katoliklerin yanıldığı nokta ilah yerine konulan bir taş parçası veya plastik yığınını, cennetteki azizler ve Mesih’in hatırlanması ve onların onurlarına yapılmış ikonalar ile bir tutmalarıdır. İkonaların yapımı ve dinsel kullanımı Kutsal Kitap geleneğinin bir devamıdır. Bunun aksini söyleyenin Kutsal Kitap hakkındaki bilgisini tekrar gözden geçirmesi gerekir.

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar