Abdest alır mısınız? Bahsettiğim Hakiki abdesttir!! Hristiyanlıkta Abdest Kavramı hakkında


(Bu yazı Müslüman kardeşlerimize uygun olarak hazırlanmıştır. Ve kesinlikle her Müslüman kardeşimin bu yazıyı okumasını şiddetle tavsiye ediyorum!)

Acıyan, lütfeden, tez öfkelenmeyen, sevgisi engin ve sadık olan Allah’ın adıyla

Hakiki Abdest

Yolculuk çok uzun ve çetin olmuş. Nehirden geçtiklerinde çamur üstlerine bulaşmış, çölden geçtiklerinde kum her taraflarına yapışmış. Şimdi hanın ışıkları uzakta parlıyormuş. Yorgun ve toz içinde olan yolcular kendilerini sıcak ve rahat bir odaya atmak için adeta can atıyorlarmış. Hana varır varmaz kapıyı çalmışlar. Nöbetçi “Geldim! Geldim!” diye mırıldanarak yavaşça kapıyı açmış. “Bir gece kalmak istiyoruz” demiş yolcular sabırsızca bekleyerek. Nöbetçi onları önce şöyle bir tepeden tırnağa süzmüş ve hakir bakışlarla “Maalesef” demiş “Sadece temiz ve eli ayağı düzgün konukları kabul ediyoruz.” “Siz tertemiz olmadığınız için başka bir handa konaklamalısınız” diyerek yolcuların suratlarına kapıyı şak diye kapatmış.

Öyle bir yer var mı acaba? Kirli olanları kabul etmeyen bir han var mı? Sadece tertemiz yolcuları ağırlayan bir mekân var mı? Herhalde dünyada böyle bir yer çok nadirdir ancak Kuran-ı Kerim’i incelersek, Cennet kapılarında nöbet tutan bekçiler öyle konuşuyor:

Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilir, oraya varıp da kapıları açıldığında bekçileri onlara: Selam size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedi kalmak üzere girin buraya, derler. (Zümer sûresi 39:73)

Bu bekçiler sadece tertemiz olanların girmesine izin verir ve ebedi hayatı mükâfat olarak onlara verir. Zebur’a da bakarsak Hz. Davut aynısını tebliğ etmişti:

Benim kalkanım Allah iledir; Yüreği temiz olanları o kurtarır. (Zebur Mezmur bölümü Bap 7:10)

Bu ayetlerdeki temiz sözcüğünden kasıt giysi veya beden temizliği değil yürek temizliği veya manevi temizliktir. İşte bu nedenle cennetliklerin ve Allah-u Teâlâ’nın hidayete erdirdiği beşerin tertemiz olması bir şartsa, Allah’ın katında, bu tertemiz yüreğe nasıl sahip olabileceğimiz son derece önemli bir sorudur.

İnsan temiz olabilir mi?

Yüreğimiz iç varlığımızın simgesidir, nefsimize hâkim olan benliğimizdir. Yüreğimiz ve nefsimiz nasıl temize çıkarılır? Hz. Eyüp zor durumdayken, kendine baktı ondan sonra tüm insanlara bakarak bu mukaddes ayette fark ettiği durumu açıkladı

İnsan gerçekten temiz olabilir mi? Kadından doğan biri doğru olabilir mi? (Zebur Eyüp bölümü Bap 15:14)

Hz. Eyüp’ün sorusu bugüne dek sorula gelmiştir ve her zihinde cevabın ‘hayır’ olduğu aşikârdır. Biz de kendi yüreğimizi ve nefsimizi sınadığımızda Hz. Yusuf gibi çaresizce Yüce Allah’a sığınıyoruz:

Nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş başka. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir. (Yûsuf sûresi12:53)

Efendisinin karısı kendisiyle birlikte olmak istediğinde Hz. Yusuf sadece Allah-u Teâlâ’nın esirgeyen mukaddes gücüyle kurtarılmıştı. Nefsinin ne kadar kuvvetli olduğunu iyi bilen Hz. Yusuf Allah’ın merhametine ve gücüne sığınarak şeytana karşı muzaffer oldu. Şeytanın vesvesesiyle karşı karşıya geldiğimizde biz sıradan kullar da hiç şüphesiz bazen kötü arzularımıza yenik düşerek nefsimizin kurbanı oluruz ve böylelikle kendimizi kirletiriz. Hz. Yusuf’la birlikte ‘Nefsimizi temize çıkarmıyorum’ diye itiraf ediyoruz. Allah’ın sadık ve sabırlı kulu Hz. Eyüp, başka bir mukaddes ayette söylediği gibi, çaresizliğimizi açıkça ifade ediyor.

Allah karşısında insan doğru olabilir mi? Kendisini yaratanın karşısında temiz çıkabilir mi? (Zebur Eyüp bölümü Bap 4:17)

Dış ve iç temizliği

Biliyoruz Âlemlerin Rab’bi her türlü kusurdan münezzehtir (Neml sûresi 27:8) bu yüzden Allah katında temiz olmak istersek, şeytanın vesveselerine uymak yerine Allah’ın ihsanına ve merhametine sığınmamız lazım, bu ayet-i kerimede buyurduğu gibi

Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, edepsizliği ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah dilediğini arındırır. Allah işitir ve bilir. (Nûr sûresi 24:21)

Bu ayete göre kulları temizleme işi Yüce Allah’a mahsustur. Sadece O’nun bol lütfu ve merhametinin vasıtasıyla arındırılanlardan olabiliriz. Bu manevi olan yürek temizliği o kadar önemlidir ki Allah-u Teâlâ onu vurgulamak için bize beden temizliğini buyurdu. Bu beden temizliği, simgesel olarak Allah’ın içimizde yapmak istediği arındırılmayı işaret eder. Bunu durumu Kuran-ı Kerim’deki ayet şöyle açıklıyor:

Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz. (Mâide sûresi 5:6)

Bu ayet namazdan önceki abdestten bahsediyor. Burada ibadet etmeden önce yüzlerimiz, ellerimiz, başlarımız ve ayaklarımızın mesh edilip yıkanması buyrulur. Ondan sonra Yüce ve Pak olan Allah buyurur ki “Fakat sizi tertemiz kılmak ve size ihsan ettiğim nimeti tamamlamak istiyorum.” Burada küçük ama önemli bir kelime var – ‘fakat’tır. Bu söz, hakiki abdestin kendi yaptıklarımıza bağlı olmadığını gösterir. Hakiki abdest, Allah’ın yüreğimizi temizlemesidir. Allah bizi tertemiz kılmak istiyor bu yüzden namazdan önce yaptığımız abdest Allah’ın yüreğimizi temizlemesinin simgesidir. Eğer bu iç, hakiki, abdesti almadıysak, dış abdestimiz nafiledir.

Furkan (doğru ile yanlışı ayırmamız için) olarak tanınmış olan Tevrat, (Enbiyâ sûresi 21:48) Allah-u Teâlâ’nın bizi nasıl temiz kılacağını açıklıyor.

(Allah diyor ki) Üzerinize temiz su dökeceğim, arınacaksınız. Sizi bütün kirliliklerinizden ve putlarınızdan arındıracağım. Size yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruh koyacağım. İçinizdeki taştan yüreği çıkaracak, size etten bir yürek vereceğim. Ruhumu içinize koyacağım; kurallarımı izlemenizi, buyruklarıma uyup onları uygulamanızı sağlayacağım.
(Hezekiel Peygamber bölümü Bap 36:25-27)

Bu mukaddes ayet biz kullara çok mühim bir hakikati açıklıyor; Allah bizi tertemiz kılmak ve arındırmak için üzerimize misal olarak temiz suyu döker. Bu su gerçekten temizdir çünkü her kirlilikten münezzeh olan Rab’den geliyor. Bu kalbi temizlenme veya hakiki abdest, bizi nasıl temize çıkarır? Allah alelade veya yüzeysel bir temizlenmeden söz etmez bu arındırılma tamamen kalbi bir değişimdir. Yüreğimiz yenilenecek, mevcut nefsimizin yerine yeni ruh, yani arzular ve niyet, gelecek ve Allah, mukaddes şeriatını uygulamamızı sağlayacak. Cenabı Hakk’ın yüce iradesini yerine getirmeyi arzuluyor musunuz? Burada bir gayıp açıklandı; Allah arzunuzu gerçekleştirmek istiyor. Hz. Davut bu gerçeği bilerek Allah’a arzusunu açıkladı:

Ey Allah, temiz bir yürek yarat, yeniden kararlı bir ruh var et içimde. (Zebur Mezmur bölümü Bap 51:10)

Abdest söz konusu olunca eğer yüreğimizde Allah’ın gerçekleştirdiği bir değişim yoksa bedenimiz ne kadar temiz olursa olsun manevi olarak kesinlikle hiçbir faydası yoktur. Kirli yüreği olanın aldığı abdest riyakârlıktan başka hiç bir şey ifade edemez. Abdest almak, asıl olarak çok muhteşem şeylerin ifadesi ve simgesidir. Allah tarafından bahşedilmiş yepyeni ve tertemiz yüreği olan kullar, ellerini, ayaklarını, ağzını ve kulaklarını mesh ederek yıkarken bir arzu ilan eder. Elleriyle yaptıkları, ayaklarıyla gittikleri, ağzıyla söyledikleri ve kulaklarıyla duydukları sadece mükemmel olan ve lekeden münezzeh olan Allah’a göre olacaktır. İşte böyle bir hayatı sürdürmediğimiz takdirde aldığımız abdest boştur ve yalancıdır.

Hz. İsa kendi çağındaki kavme hatip ederken abdest ve temizlikten bahsetti. O devirdeki dindar şahıslar, bedenlerinin yanı sıra yemek için kullanılacak her ne varsa onları da töre gereği olarak yıkarlardı. Bu şahıslara bir uyarıda bulunan Hz. İsa Mesih kalpten temizliğin ehemmiyetini şöyle işaret eder:

İsa dedi: Ağza giren her şey karna geçer, ve mecraya atılır. Fakat ağızdan çıkan şeyler yürekten çıkar, ve insanı onlar kirletir. Çünkü kötü düşünceler, katiller, zinalar, fuhuşlar, hırsızlıklar, yalan şehadetler, küfürler yürekten çıkar. İnsanı kirleten şeyler bunlardır; fakat yıkanmamış ellerle yemek insanı kirletmez. (İncil-i Şerif Matta bölümü Bap 15:16-20)

Hz. İsa’nın tedrisi bu noktada çok açıktır, dış temizliğin faydası olsa da yüreği değiştirmez. Bir beşeri kirleten, yüreğinden çıkanlardır. Bu şeylerin giderilmesi için yüreği temiz olmalıdır. Yüreğimizden çıkan, bizi kirleten amellerin başka bir neticesi vardır. Bu ameller, pak ve mükemmel olan her türlü kirlilikten münezzeh olan Allah’tan bizi uzaklaştırır. Namaz kılınırken Allah ile kul arasında ibadet vasıtasıyla manevi bir temas kurulur, ancak yüreği kirli olan şahıs, abdest aldığında dinen vazifesini yerine getirdiği için kendi cemaati tarafından temiz sayılsa da, Allah’a yaklaşamaz ve O’nunla manen bir temas kuramaz. Günahlara bakamayacak kadar pak olan Yüce Allahımız sadece tertemiz yüreği olan sevgili kullarıyla temas kurar Kendisine yaklaşmasına izin verir. Bu mukaddes ayet-i kerimede açıklandığı gibi:

Yüreklerimiz kötü vicdandan temizlenmiş ve bedenimiz temiz su ile yıkanmış olarak, iman doluluğunda hakikî yürekle (Allah’a) yaklaşalım. (İncil-i Şerif İbraniler bölümü Bap 10:21)

Bu ayet-i kerime daha önce okuduğumuz ayete atıfta bulunuyor. Kötü vicdanı, yani nefsi, temiz su ile yıkamak Allah’a mahsustur. Yüce Allah bizi temizledikten sonra, bize verdiği yeni ve hakiki yürekle O’na tam güvenlikle yaklaşıp secde ederek dileklerimizi ve hamtlarımızı sunabiliriz.

Temiz yüreği nasıl edinebiliriz?

Tertemiz yüreğe sahip olmamızı gerçekleştiren nedir? Üç ana unsura bakalım, Allah’ın hayatımızdan şer olanı kesmesi, ebedi hayatı veren suyla yıkanmamız ve Tevrat’ta açıklanmış örnekler.

Hayatımızdaki kirliliğin yok olması

Allah-u Teâlâ yüreğimizden kendisine karşı isyankârlığı nasıl yok eder? Bu soruyu cevaplamak üzere Hz. İsa’nın tebliğine bakmamız oldukça mühimdir. Tedrisini dinleyip uygulayanları kendisinde büyüyen bir çubuğa benzetti

Bende meyve vermeyen her çubuğu koparır; ve her meyve veren daha çok versin diye onu temizler. Size söylediğim söz ile siz zaten temizsiniz. (İncil-i Şerif Yuhanna bölümü Bap 15:2-3)

Burada söz konusu olan temizleme budamadır. Bağcı, istediği en güzel meyve çıksın diye asmayı budar. Gerekli olmayan dalları ve çubukları ise kesip atar. Nitekim Allah, tam bir temizlikle takva sahibi olmamız için hayatımızda ve yüreğimizde mevcut olan kötülüğü ve bizi kirleten günahları kesip atıyor. Temiz kalabilmemiz için Hz. İsa’da büyümemiz lâzım. Hz. İsa’da kalmak üzere O’nun kelamını dinleyip uygulamamız gerekir. Her daim O’nun kelamının üzerinde durursak, sanki ruhani suyla yıkanmış olarak temiz oluruz tıpkı bu ayet-ı kerimede açıklandığı gibi:

Mesih (kendine inananları) su yıkaması ile kelâmla temizleyerek takdis etsin diye, leke yahut buruşuk yahut bu gibi şeylerden biri olmasınlar (İncil-i Şerif Efeslilerin bölümü Bap 5:25-26)

Ebedi hayatı veren su

Bu görüş, Hz. İsa’nın tebliğinde de bulunur. Hz. İsa, bir kez vaaz ederken ebedi hayatı veren suyun kendisinden kaynaklandığını açıklamıştır.

Kendisine benim vereceğim sudan kim içerse, ebediyen susamaz, fakat ona vereceğim su kendisinde ebedî hayat için fışkıran su kaynağı olur. (İncil-i Şerif Yuhanna bölümü Bap 4:14)

Hayatta kalmak için mutlaka su içmemiz lâzım, hata temizlenip yıkanmak için de suyla ihtiyacımız var. Ancak Hz. İsa burada dünyevi hayatı kastetmedi; söz konusu olan elbette ‘ebedi hayat’tı. Bir kaç ayet önce kendisinin verdiği suyu ‘diri su’ olarak nitelendirdi. (İncil-i Şerif Yuhanna bölümü Bap 4:10). Ebedi hayat şimdiden ve sonra cennette ebediyete dek devam eder. Demek ki o su susamışlığımızı gidermekle kalmaz, aynı zamanda cennete girmemiz için de bizi yıkayarak tertemiz kılar.

Kirli olduğumuzun farkına varınca ne yapıyoruz? Elbette vücudumuzu yıkarız. İbadet etmeden önce abdestimizin bozulduğunu anladığımız zaman, yeniden abdest alırız. Ya ruhani kirlilik? Ruhani olarak kirli olduğumuzu fark edince, hakiki temiz suyun sahibi Pak Olan Allahımıza gidelim, ve ruhani abdesti sağlayabilen diri suyla fışkıran pınarında Hz. İsa tarafından yıkanalım. Hz. İsa, bu temiz ebedi hayatı veren suyun yegane kaynağı olduğu için başka yere gidersek hüsrana uğramış oluruz. Allah katındaki suçumuzu ve murdarlığımızı gidermek üzere Allah’ın sağladığı pınara gidelim. Bu pınarın ruhani etkisini nebi suhuflarında bulunan şu mukaddes ayet açıklar:

O gün (Allah’ın halkını) günahtan ve ruhsal kirlilikten arındırmak için bir pınar açılacak. (Zekeriya Peygamber Bap 13:1)

Başka pınar yok ki, ruhsal olarak temize çıkmamız ve murdarlığımızdan arınmamız üzere gidebilelim.

Tevrat’taki örnekler

Allah-u Teâlâ, Kendi katında kullarının nasıl temiz sayılacağını Şeriat-ı Musa’da bir kaç örnek ve simgeyle ortaya koyarak açıkladı. Bu simge ve örneklerden üçüne bakmamız bizim faydamızadır.

İlk olarak Kudüs’teki Mabet’te ibadet için kullanılan bazı nesnelerin, hizmette bulunmadan önce kurban kanıyla mesh edilmesi şarttı. (Tevrat Levililer bölümü Bap 8:15)

Bir diğer örnekte ise, bir hasta iyileştiği takdirde Mabet Görevine gitmesi gerekirdi. Hastalığından temizlendiği beyan olsun diye, Mabet’te bir kurban sunulur ve kurbanın kanının bir kısmı hastanın üzerine serpilirdi. (Tevrat Levililer bölümü Bap 14:14)

Ve son olarak başka bir olay vardı. Senede bir kez, kefaret gününde, halkın işlediği günahların örtülerek affedilmiş olduğu ilan edilsin diye bir kurban kesilirdi ve kanı Allah’ın huzurunda sunulurdu. (Tevrat Levililer bölümü Bap 16:15)

Allah-u Teâlâ, bu üç örnekte, Kendi katında nasıl hizmetine layık olabileceğimizi, lekelerden nasıl arınacağımızı ve bizi ruhani olarak kirleten günahlarımızdan nasıl aklanacağımızı biz kullarına açıkladı. Bizi temsil eden bir kurban kesilmesi gerekir. Şeriat-ı Musa’daki kurbanlar sadece bir simgeydi biliyoruz ki “Sizin kestiğiniz kurbanın ne kanı, ne de eti Allah`a ulaşır” (Hac sûresi 22:37). İncil-i Şerif’te aynı ifadesi vardır: “Boğalarla tekelerin kanı günahları ortadan kaldıramaz.” (İncil-i Şerif İbraniler bölümü Bap 10:4) Ancak simgenin işaret ettiği asıl mânâya bakmadan simgenin amacı kaybedilmiş olur. Simgenin gerçekleştirilmesi Hz. Yahya’nın tebliğinde bulunuyor, kendisi, Hz İsa’ya hitap ederek "İşte, dünyanın günahını kaldıran Allah Kuzusu!” diye söyledi. (İncil-i Şerif Yuhanna bölümü Bap 1:29). Tabiki buradaki bahsedilen kuzu bir kurbandır ve bu kurbanın etkisi günahın kaldırılması yani arındırılmasıdır. Diğer unsurlar gibi ruhani olarak temiz olmak isteyen kalben Hz. İsa’ya tabi olmalıdır.

Temiz olmamız Allah’ın isteği

Kesinlikle Allah’ın katında temiz olmak istiyoruz, ama harika bir hakikat var. Biz temiz olmayı ne kadar arzu edersek, Allah-u Teâlâ tertemiz olmamızı daha çok ister.

Evlerinizde oturun, eski cahiliye adetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor. (Ahzâb sûresi 33:33)

Bu ayet, Ehl-i Beyt’teki kadınlara hitap edilmiş olsa da, aslında Allah’ın tüm kullarına verilmiş bir öğüttür. O şudur: Elbette ibadet ve niyet önemlidir ancak asıl en önemli olan temel eylem Allah’ın bizi temize çıkarmasıdır. Hatta Allah’ın iradelerinden en üstün olanı günahlarımızı silerek bizi tertemiz kılmak arzusudur. İşte bundan dolayı dualarımızı işiten Allah’ımızdan tövbe ederek bizi tertemiz kılmasını dileyelim.

Günahımız yok dersek, kendimizi aldatırız, içimizde gerçek olmaz. Ama günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Allah günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır. (İncil-i Şerif 1.Yuhanna bölümü Bap 1:8-9)

Bu mukaddes ayet, tövbemiz önemli olsa da asıl bizi değiştirenin ve temize çıkaranın tövbemiz olmadığını, Allah-u Teâlâ kendisinin olduğunu açıkça gösterir. Temizlenmiş ve arınmış olmamız, abdest alıp ibadetimize bağlı değil, Allah-u Teâlâ’nın yaptığı ve bizi her kötülük ve murdarlıktan arındıran hakiki abdeste bağlıdır.

Mutlaka hidayete erenlerden olmamız için arındırılmamız şarttır, Kuran-ı Kerim’in buyurduğu gibi “Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir” (Şems sûre 91:9) “Hoş geldin ey tertemiz olan!” bu selamlaşmayı duymak isteyen biz aciz kullar, hakiki abdesti gerçekleştiren, pak ve lekesiz olan Allah’ın ebedi hayatı veren tertemiz suyla bizi yıkamasını kalpten dileyelim ve ondan sonra ailemiz arasında, topluluğumuz ve cemaat’te “Hoş geldin ey tertemiz olan!” sözlerini duymayı bekleyenlerden ve Hz. İsa’nın bizi temizleyebilecek olan şefaatiyle onu duymaya layık olanlardan olalım.

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar