Bugünkü hristiyanlık doğru ise neden dört farklı İncil mevcuttur?


Eski Ahit, Kilisenin ilk kitabıydı. Ancak zamanla aramızda gerçekleşen, yaşananları aktaran yazılara gereksinim doğdu. Bu şekilde toplam dört İncil ortaya çıktı.

Gerçekten de İsanın yaşamını tek bir kitaptan değil, dört paralel yazıdan tanıyoruz; bu edebiyat tarihinde de eşsiz birşeydir. Bu yazıların herbiri bütün Müjdeyı (İncil – Evangelion) içerir. İsimleri de buradan gelmektedir. Yazılar, kaleme alanlara göre adlandırılır: Havari olan vergi memuru Matta – Kudüsten bir taraftar olan ve cemaatin annesinin evinde toplandığı (Elçilerin İşleri 12,12; belki Son Akşam Yemeğinin gerçekleştiği ev de olabilir) Markos – Pavlusun yoldaşı ve sevgili doktor (Koloselilere 4,14) Luka – ve son olarak da İsanın çok sevdiği havarisi, ileri bir yaşa erişen Yuhanna. Çok eski bir aktarıya göre en önce Matta yazmıştır. Bu büyük olasılıkla 50 yılında Filistin ya da Suriyede kaleme alınmıştır; ancak bugünkü şekline daha sonra getirilmiştir. Bu nedenle 63 yılında Romada kaleme alınan Markus İncili elimizdeki en eskisidir. Matta İncilinin son şekli ile Yunanistanda yazılan Luka İncilinin 70 ila 80 yılları arasından kaynaklandığına inanılmaktadır; Yuhanna İncili ise yaklaşık 100 yılında Anadoluda kaleme alınmıştır. İlk üçü (sinoptik olarak da anılırlar) neredeyse kelimesi kelimesine örtüşürler. Bu da onların birlik ve ilişki içinde olduklarını gösterir.

Dört İncil de hem Kilisenin İsanın müjdesini korumaya gösterdiği çabaya, hem de bu müjdenin her toplumun düşünce yapısına göre nasıl duyurulduğuna tanıklık ederler. Her İncil özellikle belli bir inanç grubunun kendisi için en önemli olarak gördüğü şeyi özellikle aydınlatır. Bu şekilde örneğin Yahudiler için yazan Matta, İsanın sözlerini Musanın beş kitabına paralellik içinde beş büyük konuşma şeklinde toplar, öyle ki İsa yeni kanun koyucu olarak belirginleşir. Markus en çok İsanın Mesih ve Tanrıoğlu olarak açınlanmasıyla ilgilidir. Lukas eğitimli Yunanlılar için yazmıştır; kronolojik sıralamayı yapar (bu nedenle Elçilerin İşlerini de o yazmıştır) ve özellikle İsanın yoksullar, günahkarlar ve geri bırakılmış, mağdur kadınlara yönelik sevgisini vurgular. Kutsal Ruh ve duadan da çok bahseder.

Bazen kullanılan kelime hazinesi aracılığıyla bir İncilin yazıya alınmadan önce hangi imanlı topluluğunda duyurulmuş olduğu tespit edilmeye çalışılmaktadır. Çünkü İsanın sözlerini olabildiğince aynı korumaya çaba gösterilmiş olmasına ve İsanın canlı ve güçlü betimlemeleri bunları hafızada tutmayı kolaylaştırsa da, İsanın sözlerinin canlı aktarılarla iletildiği bir gerçektir. Bunun anlamı, bazen açıklama ve düzenlemeler yapıldığıdır. Bunu Mattanın İsanın Tanrının egemenliği sözünü Göklerin egemenliği ile kullanmasından anlıyoruz. İfade tarzını en iyi Yuhanna İncilinde görüyoruz. İsanın sözlerinde, Yuhannanın müjdeyi vazettiği Anadolu yörelerinin kelime hazinesini bulmaktayız. Bir örnek: Tanrının egemenliği ifadesini hemen hemen hiç kullanmıyor. Bu kavram oradaki insanlar için fazla bir şey ifade etmiyor. Işık ve Yaşam kavramları ise onlara daha anlaşılır geliyor. Bu nedenle Yuhanna İncilinde bu kavramları sık sık İsanın sözlerinde buluyoruz. Bu kavramlar, bu yörelerin insanlarına İsanın Tanrının egemenliği sözüyle duyurmak istediğini en iyi şekilde anlatıyor.
Ancak bunun anlamı yazarların hayal kurup, kendi arzularına göre bir Mesih yaratmaları değildir. İncil yazarlarının yaptıkları şey ardarda aylık raporlar yazmak değildir. Amaçları bir İncil, bir müjdeyi kaleme almaktır. Elbette bunun için anlatılan şeylerin gerçekten yaşanmış, sözlerin de gerçekten söylenmiş olması hayati önemdedir. Hiçbir şey olmamış olsa, duyurulacak bir müjde de olmazdı. Bu konuda dördüncü İncil olaylar konusunda çok özenli ve tamdır. Bu da, bu tanıklığın ne kadar sonra yazılmış olsa da gerçekten Havari Yuhannaya ait olduğuna bir delildir.

Yalnızca olan şey değil, asıl sözkonusu olan şey de önemlidir: İsanın özgün bir şekilde ortaya çıkışı. Modern Kitabı Mukaddes bilimi İncillerin buna ne kadar özen gösterdiklerini ortaya koymuştur. Kilise için bir çok canlı tanığın canını verdiği, yönetime yanaşma veya hayalci fikirlerin sözlü aktarıya karışma tehlikesi doğduğunda, Kilise saf ve doğru aktarıyı ortaya koydu: İsa gerçekten nasıldı. İncillerin ve Yeni Ahitteki diğer yazıların kaynağı işte bu noktada yatmaktadır.

İmanlı topluluğunun, İsanın gerçek kişiliği ve gerçek imanı koruma kaygısı, Kilisede yaşayan Ruh tarafından yönlendirilmiştir. Ruh, insani yazın metodunun dışında değil, içinde etkin olmuştur. Sonuçta kitap insan mizacının ve yeteneklerinin yaratıcılığını da hizmetine alan Kutsal Ruh aracılığıyla ortaya çıkmıştır. Dört farklı İncilin aynı Rabbe nasıl tanıklık ettikleri, her dördünde de aynı güçlü şekilde karşımıza çıkan değiştirilemez kaynaklarında tanınmaktadır. Hepsinin de apaçık tek bir kaynağı vardır: Nasıralı İsa.

Dört İncil İsa ile ilgili tek aktarı değildirler. Kilisenin ilk döneminde Luka, İncilinin yanında, yine İncilinin devamı niteliğinde Elçilerin İşlerini yazmıştır. Aynı şekilde imanlı topluluklarına mektuplar da yazılmıştır. Bu mektuplar Pavlustan (ondört) ya da onun etki alanından, Yakuptan (bir), Petrustan (iki), Yuhannadan (üç), Yahudadan (bir) kaynaklanmaktadır. Sonunda da Yuhannanın adına bir peygamberlik kitabı yeralmaktadır: Son zamanlarla ilgili olan Vahiy, yani Esinleme kitabı. (bkz. Glaubensverkündigung für Erwachsene. Deutsche Ausgabe des Holländischen Katechismus. Nijmwegen-Utrecht, 1968, S. 232-235).

Soru 61: Kilisede insanları ibadete çağırma amaçlı kullanılan çanın kökenleri hakkında araştırma yapıyorum. İlk kullanılma tarihi ve biçimi, ayrıca neden ezan gibi insan sesi değil de çan kullanılıyor? (TR)

Yanıt: Çanın kilisede kullanımı ile ilgili bilgi ve bu konudaki yayınlar hakkında bilgiler bir çok iyi ansiklopedilerde bulunur, örneğin The Oxford Dictionary of the Christian Church, Oxford:Oxford University, 1974, S. 153deki Bells (çanlar) maddesi.

Bazı temel bilgileri sunacak olursak: Çan (İrlanda dilinde clog; eski Almancada clochen=dokunmak, kapı çalmak) eski Çinde de bilinen bir enstrümandı; kilisede kullanımı ilk olarak 400 yıllarında Paulinus von Nola tarafından anılır; 550 yılında Fransada, 7.yüzyılda ise İrlandada da kullanılmaya başlanmıştır. Çanların sesi ayine katılmaya çağırır. Bunun yanında eskiden, ayinleri duyurmanın dışında, günde üç kez de (sabah, öğle ve akşam) Angelus olarak bilinen (Meleğin müjdesi) duayı etmeye çağrı olarak da çalınırdı.
Kullanılan çanların boyutları büyüdükçe, ya kilise binasından bağımsız bir şekilde (Campanile) ya da kilise binasının parçası olacak şekilde çan kulelerinin inşası gerekli oldu. Çanların yapımı başlangıçta keşişlerin işi iken, 13. yüzyılda dökümcüler tarafından yapılmaya başlandı; çan dökümü ile ilgili sırlar ailede kuşaktan kuşağa aktarılır oldu.

Yeni asılan çanın kutsanması ya episkopos ya da buna yetkili olan rahip tarafından yerine getirilir. Dualar eşliğinde çan kutsanmış suyla yıkanır (buna çan vaftizi de denir), kutsanmış yağ ile meshedilir ve isim verilir, günnük yakılarak kutsanır. Çanın vaftiz babası çana bir isim verir. Çanların mülkiyeti kiliseye, cemaate ya da özel şahıslara ait olabilir. Kutsanmış bir çanın kullanımı konusunda tek yetkili ruhani makamdır; dünyevi konularla ilgili kullanımı konusunda da kilise yetkisinin izni ya da düzenli kullanım alışkanlığının (festival ve fırtınalarla ilgili) mevcut olması gereklidir.

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar