İdeoloji


Bir yaklaşım kategorisi olarak ideoloji, baskın bir siyasi gündeme sahip olan ve kendi görüşleri etrafında birleştirici, evrenselleştirici, meşru kılıcı, rasyonelleştirici ve doğallaştırıcı bir kavram şeklinde tanımlanır. İdeoloji, muhtelif sosyal ve tarihsel farklılıkları en aza indirgemek ve homojenlik sağlamak için vardır[140].

Bu bağlamda metodolojik açıdan ideolojiyi şu şekilde kısımlara ayırabiliriz; Din –ideoloji ilişkisi, Dinler-ideoloji ilişkisi ve Dinler Tarihi-ideoloji ilişkisi.

Tarihçesi açısından ideoloji, modern bir sosyal bilimler kavramı olup, Dinler Tarihçi’nin kendi konteksine bağlı niyetini ortaya çıkaran en önemli kelimedir. Bir düşünce tarzı, bir hayat görüşü ve siyasi bir hareket alanı olarak ideolojiyi aynı zamanda bir kategori şeklinde 1789 Fransız Devrimi’ne kadar götürenler bulunur. Fransız filozoflar kendi yeni bilimleri için kullanmak isterlerken I. Napoleon’un müdahalesiyle kelime siyasal ve kamusal bir ilişkilendirmeyle sınırlı kalmış[141], kelime orijinal felsefi anlamını kaybetmiş ve polemik bir slogan haline dönüşmüştür. Söz gelişi Marx ve Engel, ideoloji kelimesini benimsemiş ve günümüz anlamına onu çekmişlerdir[142].

Kavramı eleştirenlere göre ideoloji, gerçeklikle uyum içinde olmamak demektir. Buna göre tüm metafizik ve teolojik iddialar, gerçeklikle bir uyumsuzluk içindedir ve dolayısıyla ideolojiye aittir. Zira bu iddialar, kendi sübjektif değer yargılarını, objektif bir ortamda izah ederken toptan yitirirler. Aslında kelime nötr anlama daha uygundur ve kelimenin kökü de bunu göstermektedir (ideos+logos= fikirler bilimi). Ancak bu anlamı geliştiren bir düşünür ne yazık ki yoktur. İdeolojiye olumlu yönde anlam yüklemeye çalışan ve onu Dinler Tarihi için bir araç olarak kullanmak isteyen Çağdaş Dinler Tarihçi Kurt Rudolph ideolojiyi, tarihsel açıdan teşekkül ettirilen ve özel, belli bir dünya görüşüne dayandırılan ve beşer düşüncelerini, algılarını ve tavırlarını etkilemeye ve sabitlemeye çalışan beşeri kavramlar bütünü olarak tanımlar[143]

Rudolph, Chicago Üniversitesi’nde verdiği Haskell Konferanslar dizisinde Dinler Tarihi’nde metodolojik bir sorun olarak ideoloji sonuna değinmiş ve günümüz sosyal bilimlerinde hakim bir ideolojiler kritiğinden (ideologiekritik) bahsetmiştir. Rudolph, bu yaklaşımla, teorik ve mantıksal bir ideolojiler tenkitini öne sürmektedir. Ona göre felsefi, sosyolojik, tarihsel ve siyasi ideoloji kritiği yaklaşımları bulunabilir. Bunlar bazen iç içe de girmiş olabilirler. Dinler Tarihi, bu ideoloji kritik türlerinden en fazla sosyolojik ve tarihsel olanlarla birlikte anılabilir. Böyle bir kritik, tarihsel ve filolojik açıdan kaynak ve geleneklerin kritiğini de beraberinde getirecektir. İdeolojiler kritiği, bu bakımdan dinlerin kritiği anlamını da taşıyacaktır. Ancak bunu yaparken dinî geleneği siyasi saiklerden arındırma görevi, Dinler Tarihi’ne yüklenmemelidir[144].

Rudolph’a göre, tarihçesi açısından ideoloji terimi ilk defa felsefe, sosyoloji, sanat tarihi ve edebiyatta geliştirilmiş ve bu alanlara önemli metot katkısı sağlamıştır. Ancak Dinler Tarihi böyle bir tenkitten yoksundur. Ona göre bunun başlıca sebebi, disiplinin kendine özgü tarih ve metoduna dayanmaktadır. Ancak artık bu disiplin için de bir ideolojiler kritiğinin kurulmasının vakti gelmiştir ve böyle bir disiplin sadece bilimsel bir bakış açısı sağlamayacak aynı zamanda siyaset ve sosyal gerçeklikle ilgili sorunlara da önemli çözümler sağlayabilecektir[145].

Rudolph, öncelikle din ile ideoloji arasındaki ilişkiyi belirlemeye çalışır. Ona göre “din” kelimesi öncelikle tekil olarak anlaşılmalıdır. Bu bağlamda dinlerin tarihi, bir anlamda dinî olguya ait ideolojiler tarihi olarak algılanabilir. Yine ona göre gerçekte din, kısmen belli bir ideoloji altında tasnif edilebildiğinden, dinî ideoloji, çoğu kez dinin tek ama önemli bir boyutunu oluşturacaktır[146]. Rudolph’a göre, din, aynı zamanda dindarına ideolojik açıdan tenkitçi bir bilinçliliği aşılar. Dinî tarih içinde kritiği öne çıkaran dinlerden bahsedilebilir. Söz gelişi Akhenaton’un dinî devrimi, gizemli kültler ve Zerdüş’ün tutumu gibi. Hatta Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm gibi kitap sahibi dinler, kendi kritiğini kendi bünyesinde ve acımasızca yapar[147].

Sonuç olarak Rudolph, Dinler Tarihi’nin ideolojik açıdan tenkide tabii tutabileceği beş alana sahip olduğunu belirtir; a. Dinî geleneklerin kritiği; bu alan tüm dinî-tarihsel araştırmaların içkin alanıdır ve bu yüzden geçmişten daha etkindir. Bu alan, daha yoğun ve aktif olarak kritiğe tabii tutulmalıdır. b. Din dışındaki gelenek unsurlarının tenkit edilme işi, çağdaş dinlerin kendini anlamasına yardımcı olabilir. c. Dinler Tarihi, din-siyaset ilişkisinin yakınlığını ve sürekliliğini tenkit edebilir. d. Dinler Tarihi, din- ekonomi, din-sosyal yapı, din-eskatoloji konularına yönelik kavramların kullanılma biçimlerini tenkit edebilir veya onların anlamlandırılmasına yönelik yeni teorik bakış açıları kazanabilir. e. Dinler Tarihi, ideolojik kritik yaklaşımı ile sahte dindarlara, kripto-dindar akımlara hatta gizli dinî akımlara yönelecek şekilde kendi odağını genişletebilir. Çünkü sadece tarihsel mukayese metoduyla bu akımlar incelenemezler, onlar ancak ideolojik söylemleriyle anlaşılabilirler. Hatta bu kritik yaklaşımı, buralarda yaşayan sıradan insanlara kendi geleneklerine yönelik yeni, kritiksel ve yeniden yorumlanmayı isteyen yaklaşımlar geliştirmesine yardım edebilecek ve kendi geleneğini daha iyi kavramasını kolaylaştırabilecektir[148].

Rudolph’un önerisiyle Dinler Tarihi içinde bir ideoloji kritiği biliminin ikamesi yoluyla dinleri bulunduğu çevreye ait ideolojiler olarak anlamaya çabalamak, öncelikle Dinler Tarihi’ni özgürleştirebilir ve hemen göze çarpan bir unsur olarak dinlerin cemiyet içindeki rollerini ve kavram olarak onun anlamını bulmamızı daha etkin olarak kolaylaştırabilir[149]. Bunun yanında karşılıklı önyargıların ve yanlış anlamaların ortadan kaldırılması ancak dinî ikrarların veya geleneklerin tenkite açık bir şekilde rölativize edilmesiyle mümkün olacağından ideolojik tenkit devreye girmelidir. Bu yüzden metodolojik açıdan Dinler Tarihi’ne dayanan özgün ideolojiler kritiği gibi bir disiplin, tüm insanların müşterek geleceği için olumlu bir uğraş alanı olabilir[150].

Çağdaş Din Fenomenoloğu Richard Kearney, dinler bağlamında ideolojinin amacını, din hakkındaki gerçek kullanımların tam olarak sağlanması ve onun ideolojik suiistimallerinin önüne geçilmesi olarak açıklar. O, ideolojiyi Dinler Tarihçi’nin teorik ve metodolojik gerçekliğe ulaşmasına yardımcı olacak bir vasıta olarak zaruri görür[151].Aslında bir dine “dışardan” yaklaşmak çok önemli bir din bilimi problemidir. Çünkü incelediği dine samimiyetle inanandan farklı bir çevreden bakmaktadır. Zaten din bilimlerinin terminolojisi tartışmalara açık, normatif değer yargılarını ve ön kabulleri yansıtmaya oldukça müsait görünmektedir. Bu bağlamda ideolojiye saplanmak, bazıları için kaçınılmaz bir olay gibi görünebilir. Zaten Dinler Tarihi dahil din bilimlerinin doğuş dönemlerinde evrimci, pozitivist fikirler yaygın idi. Özellikle evrimciler, dinleri, tarihsel, coğrafî ve kültürel bakımdan tasnif ederken kendi zihniyetlerine uygun terimlerle sistematize ediyorlardı[152].

Bunun yanında ideolojiyi olumsuz anlamda ele alan Dinler Tarihçiler de vardır. Söz gelişi Kuzey Amerika Dinler Tarihi Cemiyet Başkanı ve IAHR’nin muhasebeden sorumlu yönetim kurulu üyesi Gary Lease’e göre ideoloji, teori ile pratik veya fikir ile gerçeklik arasındaki mevcut boşluğu öngörür. Dinler Tarihi bağlamında ideoloji kavramı ise, Dinler Tarihçi’nin zihninde oluşan kendine özgün illüzyon formuna işaret edecektir. Bu illüzyon öyle bir inançtır ki fikirlerin, beşer siyasetinde ve tarihinde başlıca unsur olduğuna kanidir. Lease’e göre mantıksal imkanına rağmen ideoloji kavramı, disiplin için hala çok sorunludur.[153]. Zira Lease için Dinler Tarihi’nin temel alanı olan din, iki önemli açılıma sahiptir; bir dini yaşamak ve bir dini araştırmak. İki yaklaşım biçiminden birini uygularken, eğer din kavramını bir ideoloji olarak ele almış olsak, o zaman hem çağdaş hem de gelecekteki Dinler Tarihi çalışmaları için olumlu veya olumsuz önemli istikamet kaynakları önümüze çıkacaktır; mesela dinlerin doğal tarihi ile din ile hukuk veya din ile siyaset arasındaki etkileşimin izini sürmek ve sonuçta biyolojik bir alan içinde din teorisini ortaya koymak bu istikametten sadece biridir. Aslında bir dinin tabii tarihi, diğer din mensupları için asla objektif bir gerçeklik değildir. Aksine bu tarih, öteki kişi için objektif açıdan incelenmesi gereken, “sıradan” bir tarih ve “iddialardan” ibarettir. Bunun bilincinde olan gerçek bir Dinler Tarihi, şunu peşinen kabul edecektir; gerçeklik tercihi, diğer nispi gerçekler üzerinde baskı kuracak bir hegemonyayı asla kabul etmeyecektir. Bu yüzden ideoloji olarak dayatılmak istenen bir din bilimi, belli bir dinin veya soyut bir din olgusunun gerçekliğine tam şahitlikte bulunamaz[154].

Çağdaş Dinler Tarihçiler bazı meslektaşlarını, olumsuz anlamda ideolojik davranmakla itham edebilmektedirler. Hatta ideolojik bir ayırım olarak Dinler Tarihçileri arasında mahalli ve yerli olmak (indigenous) ile küresel olmak (homogenious), çağdaş bir metodolojik tartışma olarak sürerken, özellikle Dinler Tarihçileri’nin kendi milliyetlerini öne çıkaran durumlarda ideolojik eleştiriler yükselebilmektedir. Bu bağlamda Dinler Tarihçi, bazen tartışmanın odağında olma veya eleştiren olma [içerden/dışardan (insider/outsider) olma] statüsünü de kazanabilmektedir. Söz gelişi klasik dönemde Max Müller’in Aryan ırkının üstünlüğünü savunduğu iddiası veya Heindrick Frick’in Nazi Öğretmenler Birliği ve Nazi SS üyesi olduğu veyahut Georg Dumezil’in Nazi şovenizmini benimsediği gibi suçlamalar hala ideolojik ajanda içinde sıcaklığını korumaktadır. Günümüzde ise en canlı örnek, Eliade’nin, eserlerinde Romanya arka planında ideolojik davranmakla itham edilmesidir. Eliade’ye yönelik ithamları açmak istediğimizde, onun suçlandığı ideolojiler arasında Romanya milliyetçiliğine dair görüşlerinin başta geldiğini görürüz. Mesela Eliade, bir milletin özünü, öncelikli olarak entelektüel elit tabakanın ve reçberlerin oluşturduğunu ileri sürmektedir. Ona göre birinci tabaka (elit), kültür yaratma ( söz gelişi roman ve müzik ) yeteneğine bağlı olarak bu işi yaparken, ikinci (reçber) tabaka, arkaik değerleri modern zamanlara taşıma yeteneğiyle bunu başarır[155]. Russell McCutcheon gibi bazı Çağdaş Dinler Tarihçiler[156], bu veya benzeri cümlelerini fazlaca ideolojik bulduklarını söylerler. McCutcheon’a göre Eliade’nin de içinde bulunduğu bir grup Dinler Tarihçi, din konusunda olduğu gibi pek çok olgu konusunda görüşlerini açıklarken, onları kendi kişisel sosyal kimlik ve statülerinin gelişim süreci için ele almaktadırlar[157]. Eliade’nin Chicago Üniversitesi’ndeki haleflerinden olan Jonathan Z. Smith ise onun metodolojisini ideoloji içine tamamen gömülmüş bir yaklaşım olarak tanımlar. Ona göre Eliade metodolojisi, oldukça fazla romantik ve neoplatonik idealizm unsurları da taşır. Bu metodolojinin en önemli yönü, Dinler Tarihi’nden tarihsel unsurları dışlamaktır[158].

Dinler Tarihçilerin ideolojiyle suçlanmaları bu kadarla sınırlı değildir. Özellikle Komünizmin hakim olduğu dönemlerde Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa ülkelerindeki pek çok meslektaşımız Dinler Tarihi’ni bilimsel ateizm yaklaşımıyla ve kilisenin yokedilmesine dayanan ideolojik bir anlayışla ele almaktaydılar. Hatta Berlin Duvarının yıkılmasından sonra pek çok Doğu Alman Dinler Tarihçi, Stasi (Doğu Alman gizli servisi) veya KGB ajanı olmakla suçlanmışlardı. Onların kendilerini savundukları tek şey, komünist ideolojiye mecbur kalmaları olmuştu. Aynı ideolojik dayatma, Komünist Çin’de de söz konusuydu. Bu ülkede Dinler Tarihi çalışmaları, 1964 yılında kurulma direktifini bizzat lider Mao Tse-tung’un verdiği Dünya Dinleri Araştırma Enstitüsü tarafından yürütülmekteydi. Bu kurum, din olgusu tenkit etmek ve ateizmi desteklemek gayesi ile komünist ideolojinin menfaatine çalışmalar yapmaktaydı[159].

Özellikle 90’lardan sonra Dinler Tarihi’nin Batılı olmayan mensupları, Avrupalı meslektaşlarını son asır içinde yoğun olarak metodolojilerde ideolojik davranmakla suçlayabilmektedirler. Söz gelişi İslam dünyasındaki bilim adamları, diğer batılı olmayan din bilginleriyle beraber, Dinler Tarihi’nin batıdaki arka planı ve oluşum sürecini değerlendirerek bu disipline ve metodolojisine şüphe ile yaklaşabilmektedirler. Bu bilimadamlarından biri olan din bilimci Kamaruzaman’a göre Batılı din metodolojileri, temelde din karşıtıdır ve bunu felsefi zemin ve bakışla tarihsel evrim fikriyle desteklerler. Yine ona göre Batılı Dinler Tarihçilerin objektiflik ve tarafsızlık iddiaları tamamen asılsızdır; zira konular ve fenomenler, soyutlanmakta ve bağlamlarından koparılmakta, bilhassa fenomenler, sadece zihnî açıdan ele alınmakta ve sadece rasyonel analiz yöntemlerine uygulanmaktadır. Son olarak diğer dindarların hassasiyetini ihmal ve inkar eden hatta onları tahkir eden yöntemlerle yaklaşan batılı metodolojiler, bu dindarlara konuşma fırsatı bile vermemekte hatta kendileri dışındaki dinlere pragmatik olarak yaklaşmakta, onların gerçek ve meşru varlıklarını inkar etmektedirler[160].

Nitekim “içerden” bir Dinler Tarihçi olan J. Waardenburg bile bilimsel araştırmaların çok dağınık ideolojik amaçlar için kullanılmasının tehlikelerini sezmiş ve böyle bir amacın, başta din olgusu olmak üzere bazı temel dinî fenomenlerin anlamlarını bozacağından endişe etmiştir. Ona göre günümüz çalışmalarında ele alınan bazı çok önemli din kategorilerinde ideolojik yaklaşımlar hemen göze çarpar. Elde edilen çok yönlü bilgiler, insanı güce ve güçlü olduğunu hissetmeye götürmektedir. Ancak din ve dinler hakkındaki gerçek bilgi, bu gücü kendi yolunda gitmesi için vardır ve bu uğurda kullanılmalıdır. Yine de ona göre günümüzde bazı çağdaş din bilimi tartışmaları, çoğu kez ideolojik açıdan belli gerçekleri gizlemek için kullanılabilmiştir[161].

Amerikan Dinler Tarihçi Kitagawa, onlarca yıl önce bile Dinler Tarihi içinde ağırlıkla hissedilen Batılı ve Avrupalı olma unsurunun, Dinler Tarihi içinde önemli bir sorun olacağını sezmiştir. Ona göre bu unsurlar, disiplinin temel yapısı ve oryantasyonuna yön verecek kadar etkilidir. Bu yüzden ona göre Dinler Tarihi, tüm dinleri kapsayacak bilimsel bir inceleme kalıbının gerçekleşmesi için Batılı olmayan Dinler Tarihçilerinin eleştirilerine kulak vermeli ve bu eleştiriler ışığında yapılan yorum kategorilerini ve metotlarını yeniden gözden geçirmelidir[162].

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <img> <b> <dd><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar