Cinsiyet


Cinsiyet, insanları kadınlar ve erkekler olmak üzere iki farklı bölüme ayırır. Beşer kültüründe erkek ve dişi ayırımı, çoğu zaman zıt bağlamda değerlendirilmiş hatta cinsiyet, çoğu kez bir tür hiyerarşi olarak anlaşılmış ve biri, (özellikle erkek) ötekine (yani kadına) üstün bir cinste sayılmıştır. Cinsiyetin durumu kültürlere, geleneklere göre değişiklik arzeder. Cinsiyet bu yüzden otorite ve güç konusunda önemli sorunlar yaşayabilir.

İnsanları cinsiyet kategorisiyle erkek ve kadın olarak iki kısımda düşünmek, hem kavramsal hem de sosyal-pratik açıdan mümkün olabilir. Kişinin cinsiyeti, onun hayat imkanlarını, yeteneğini, sembolik temsilini, sosyal gücünü, kültürel otoritesini, beklentilerini, elbisesini veya fiziksel şiddete maruz kalıp kalmamasını, duygusal ifadesinin mahiyetini, cinsel arzularının keyfiyetini anlamlandırır ve isimlendirir. Bu açıdan cinsiyet bilgileri kişinin/dindarın sosyal değerini ve dinî statüsünü de olumlu veya olumsuz etkileyebilir. Buna dayanarak cinsiyet öncelikli olarak antropolojinin, dindar kişi bağlamında ise din antropolojisinin ana konularındandır. Zaten cinsiyet meselesi, Doğu Asya dinî kültüründeki Ying-Yang ayırımıyla veya baskın ve etkin dişi ilahelerle bile Dinler Tarihi’nin önem duyması için yeterli olabilecektir[164].

Çağdaş Dinler Tarihçileri, antropologların cinsiyetle ilgili görüşlerini bir cinsiyet kategorisi (gender category) olarak metodolojik meseleler içine sokmuşlardır; buna göre günümüzde biyolojik seks, güçlü olarak vurgulanmaktadır. Bunun yanında kültüre dayalı gelişen cinsiyet anlayışı, zayıf tabiatlıdır. Bu anlayışta, erkeğin üstünlüğü, kadının onun gerisinde kalışı, kaçınılmaz ve bir o kadar da doğal bir olgudur. Bu durum hem kozmik olarak belirlenen hem de ilahi açıdan düzenlenen bir kanun olmuştur. Heteroseksüelite (karşı cinse duygusal ve cinsel ilgi duyma, kendi cinsine ilgi duymama), normatiftir. Bunun yanında kadın/erkek arasındaki fark, kadının mahiyetine yeniden değer vermekle tamir edilebilir özelliktedir. Sonuçta kozmolojik erkek/dişi farklılığı, biyolojik bir farklılık vurgusuyla desteklenir ve beşer hayatında temel ve belirleyici unsur haline dönüşür. Bunun yanında seks biyolojik bir form olarak doğal bir olgu olurken, dış etkenlerin tesirinde ve onlara bağlı gelişen cinsiyet ise kimi geleneklerde kültürel olarak algılanabilir[165].

Çağdaş Dinler Tarihi’nde cinsiyetle ilgili üç temel eleştiri mevcuttur; Dinler Tarihi’ne erkek egemen (androcentric) bilimsel çalışmalar hakimdir, dinlerdeki kadın/dişi (female) unsurlara yönelik meseleler yeterince ele alınmamaktadır; son olarak dindar kimlik olarak kadınların çeşitli dinler içindeki konumlarının doğurduğu temel konular teori ve metot için fazla önemsenmemektedir.

Günümüzde İngiliz Dinler Tarihi Cemiyeti Başkanı Ursula King, cinsiyete bağlı meselelerin, bir çok ülkenin uluslararası siyasetine, sosyal, ekonomik ve akademik gündemine oturmuş olduğunu ve bilimsel soruşturma konuları arasına girdiğini belirtir. Buna rağmen o, konunun Dinler Tarihi içindeki epistemolojik ve disipliner çalışmalarda yeterince vurgulanmadığını iddia eder. Ona göre cinsiyet çalışmaları, kadın erkek tüm bilim adamlarının sorunudur. Ancak çoğunlukla kadın araştırıcılar tarafından ele alındığı şekliyle feminist çalışmaların, daha çok baskın geleneksel anlayışa tepki olarak ve kadının geçmişte marjinal kılınması sebebiyle geliştiğinin altını çizer[166]. Nitekim Çağdaş Dinler Tarihi, en fazla 1970’lerden itibaren kadın konusundaki araştırmalarına karşı önemli eleştiriler yapıldığına şahit olmuştur. Bilhassa bu dönemlerden itibaren kadın bilim adamları tarafından, bilimsel Dinler Tarihi çalışmalarının erkek egemen bir bilim olduğu ve bu alana sürekli bir erkek maskesinin giydirildiği ileri sürülmüştür. Buna ilave olarak Dinler Tarihi, akademik çalışmalarında daima dindar olarak erkeğin ne yaptığını anlatan, insanda erkek cinsini öne çıkaran ve önce onu anlatmak isteyen katı bir söyleme sahip olmuştur. Yine çalışılan gelenekler içinde erkeğin yaptığı şeyler, genelleştirilmekte, kadının yaptıkları ise sorunlu konular olarak görülmüştür. Bunun yanında erkeğin din içinde yaptıkları sadece ciddi işler olmakla kalmayıp entelektüel açıdan araştırma ve tahlile layık fenomenler olarak değerli ve tüm insanlığı temsil hakkına sahip bulunmuştur[167].

Ursula King’e göre geçmişte kadının farklı dinler içindeki rolü, imajı ve statüsü nadiren erkek ilim adamlarının temel konusu olmuştu. Ancak artık kadın bilim adamları bu konunun hem sujesi hem de bilimsel tahlilini yapan kişileri olmaktadırlar. Din bilimi sahasında çalışan çok sayıda kadın bulunmaktadır ve bunların sayısı arttıkça çağdaş akademik din bilimleri çalışmalarına katkıları da artmaya başlamıştır. Ancak bu yine de yeterli değildir[168]. Nitekim King bir başka makalesinde[169] Dinler Tarihi’nin tarihçesinde disipline yön verecek kadın bilginlerin eksikliğinden yakınmaktadır. Ona göre XX. Asır içinde Dinler Tarihi için çok önemli sadece üç bayan Dinler Tarihçi mevcuttur; Jane Harrison (Grek Dini), C. A. Rhys Davids ve Isaline Blew ( Pali Budizmi). Ona göre bu bilim adamları, kadın konusunu Dinler Tarihi’ne sürekli olarak taşımaktadır ve kadınların bu bilime katkılarını vurgulamaktadırlar.

King, erkek Dinler Tarihçilerin geleneksel metodolojik perspektiflerini, erkek cinsiyeti merkezli faraziyelere dayandırırken hem veri toplama ve model inşa etmede hem de temel teoriler ikame etmede bir takım ciddi sıkıntılar doğurduklarını ileri sürmektedir. Ona göre Dinler Tarihi içindeki feminist araştırmalar ve kadın bilim adamlarının çalışmaları, geleneksel metodolojiye ve disiplinin temel sınırlarına meydan okuyacak güçtedir. Bunun için metot konusunda yeni bir gelişim ve dönüşüm şarttır[170]. Din konusundaki erkek egemenliği, dinî gelenekler içinde özellikle modernizmin etkisini bünyesinde daha fazla hisseden Hıristiyanlık’ta büyük ölçüde tartışılmaktadır. Feminist teoloji adı verilen bir hıristiyan disiplini, hıristiyanların tarihsel açıdan kadını kusurlu gören hatta dindarlık veya dinî liderlik açısından yetersiz bulan tüm geleneksel teolojik anlayışları “düzeltmeyi” amaçlamaktadır. Bu durum Yahudilik ve Budizm gibi diğer büyük geleneklere de sıçramış bulunmaktadır[171]. Çoğunluğu kadın Dinler Tarihçi olmak üzere pek çok çağdaş bilim adamı, cinsiyet konusunda erkek akımını kırmak ve kadının “içeriden” önemsenmesini sağlamak için Dinler Tarihi içinde etkin çalışmalar yapmaktadırlar. Özellikle bu bilim adamları, dinî geleneklerdeki kadının gerçek karakterinin teorileşmesi için çaba gösterdiklerini ileri sürmektedirler[172]

Bir diğer çağdaş Dinler Tarihçi Kim Knott, bir kadın olarak ampirik kadın araştırmalarına yönelmesinin gerekçesini anlatırken, öncelikle geleneksel fenomenolojik metodun feminist yaklaşım içinde sorgulanması gerektiğini savunur. Ona göre fenomenolojik metot, rölatif yargıların paranteze alınmasını öğretir ve teorik olarak “doğru bir yönteme” benzemektedir. Ancak erkek egemenliğinde uygulamada bu metot, kadın aleyhtarı okumalarla tek taraflı endişelere sevk edecek kimlikte işletilmektedir. Ona göre özellikle kadın konusunda bilim adamları fenomenolojik metodu doğru olarak uygulamak zorundadırlar[173].

Bunun yanında Dinler Tarihi içinde bilimsel açıdan, başta dişi ilahlara ibadet konusu olmak üzere disiplinin temel feminal konuları, feminist akım içindeki bilim adamlarının artan ilgi odaklarından biridir. Ancak çağdaş bayan Dinler Tarihçiler, feminist yaklaşımlarla Dinler Tarihi disiplini içinde cinsiyet konusunda eleştirel çalışmalar yapmalarına rağmen marjinal kaldıklarının bilincindedirler. Gene de mahalli ve kültürel anlamda cinsiyet kavramına yönelik araştırmalar, artık erkek Dinler Tarihçileri’nin de ilgisi çekmiştir. Nitekim onlar, konuyu metot ve teori bakımdan baskın söylemler içine almak zorunluluğunu hissetmeye başlamışlardır[174]. Bundan dolayı King’e göre, her din içinde dindar kadının konumu meselesine ciddi eğilim gösterilmelidir. Kadın dindarların dinî ritüel içindeki rolü, kadının maneviyatı, mistik yönü, dinlerarası ilişkilere katılımı ve erkek egemenliğini kırmak için gösterdiği dindar çabaları (söz gelişi Hıristiyanlık içindeki ruhban sınıfına veya Hinduizm’de guru’nun dinî konumuna veyahut Threvada Budizm’inin ruhban sınıfına yönelik kadınlardan gelen meydan okumaları gibi), önemli sayılması gereken meselelerdir. Dinler içindeki dindar kadınların konumları açıklığa tam olarak kavuşmadığı sürece, “normal” bir dindarın inancı, tavrı veya tecrübesi tam olarak anlaşılamaz. Kadın ve erkek bir bütünlük içinde ele alınmalıdır. Bunun için de tam bir objektiflik içinde ve eşit mesafede kadın konusu ele alınmalıdır[175].

King’in Dinler Tarihçiler için önemli bulduğu bir diğer konu da dinî metinlere yönelik feminist yaklaşımın ileri sürdüğü hermönetik tenkitlerdir. Bu tenkitler, ona göre erkek egemen dinî metinleri adeta sorgulamakta böylece metnin dogmatik kafesi içindeki durumuna meydan okumaktadır. Ona göre dinî metinler için feminist yaklaşımı öne çıkaran bir hermönetik mutlaka inşa edilmelidir. Bu yorumlama biçimi, sadece kadınların daha fazla özgürleşmesini (söz gelişi, daha fazla din içinde “mevcut”, “daha fazla görünürde” ve “daha fazla doğru olarak tanımlanabilmesi gibi”) sağlamayacak aynı zamanda metnin dar kalıplardan çıkarılıp gerçek anlamına kavuşmasını da sağlayacaktır[176].

Dinler Tarihi’ne meydan okuyan feminist yaklaşımın ana karakteristiğini özetlersek; a. Dinlerdeki ana kavramların cinsiyete bağlı durumunu irdeler. b. İlahla ilgili kavramlardaki dişilik/erillik unsurları araştırıp, dişiliğe ait olanların geçerliliğini öne çıkarır. c. Erkek egemen (andro-centric) sembollere meydan okurken, aynı zamanda erkek müellifler tarafından yazılan dinî metinlerin yeniden ele alınmasını ve yorumlanmasını ister. d. Cinsiyete dair dinî fenomenlerin hermönetik bir şüpheyle açıklanmasını benimser. e. Dindar kadınların daha rahat anlayabilmesi için kutsal kitaplar ve gelenek içindeki mümtaz kadın şahısları yorumlar. f. Geleneklerin kadına yönelik yaklaşımlarını tarihsel mukayese metodu içinde “kadın gözüyle” değerlendirir. g. Daha çok kadının dindar tecrübesini önemser ve dindar kadınların sorunlarına eğilir.

merhabalar yukardaki metnin

merhabalar yukardaki metnin kaynakçasını alabilirmiyim
verilen referansları nerde bulabilirim

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <img> <b> <dd><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar