FAŞİZM


Faşizm, haklının değil güçlünün sistemi... Tıpkı Siyonizm gibi ırkçı bir ideoloji olan faşizm, şiddete, baskıya ve zulme dayalı bir sistemi savunur.

İşte faşizmin genel bir tanımı ve üç büyük faşizm örneğinin perde arkası... Hitler, Mussolini ve Franco'nun localar tarafından desteklenen rejimleri...

Faşizm, ciddi olarak ilk defa Mussolini ve Hitler aracılığıyla uygulanmışsa da tarihe bakıldığında başka faşist uygulamalara da rastlanmaktadır. Roma İmparatorluğu ve Persler ırkçı uygulamalarıyla bunun ilk örneklerindendir.

Faşizmde, ülkeyi yöneten kadro, ülkenin tek hakimidir. Alınan kararlar, yapılan uygulamalar tamamen bu kesimin iradesiyle gerçekleşir. Söz konusu kadro sadece kendi sahip olduğu ideolojiyi hakim kılmaya çalışır. Bu nedenle halkın, yönetim üstündeki eleştirileri, tavsiyeleri dikkate alınmaz. Halka empoze edilmek istenen ideolojiye ters düşen fikir ve düşünceler baskıcı yöntemler kullanılarak susturulmaya çalışılır. Halkın oluşturabileceği kurumlar ve yapabileceği faaliyetler sadece bu yönetim tarafından şekillendirilir. Kısacası faşizmde her birey, yönetimin oluşturduğu resmi ideolojiye hizmetle yükümlü olan bir araç haline getirilir.

Georges Sorel, Faşist Teorinin En Önemli İdeoloğu

Faşizmi yukarıda anlatıldığı şekilde kuramsal manada ilk defa ortaya koyan kişi 19. yüzyılda Georges Sorel oldu. Sorel, teorisini uygulamaya geçirmek için Mussolini'yle iş birliği yaptı ve İtalya'da faşist bir yönetimin iş başına gelmesine yardımcı oldu. Sorel'in özellikle Mussolini ile büyük bir yakınlık kurmasının nedeni araştırıldığında ortaya çok ilginç sonuçlar çıkmaktadır. Mussolini, masonluk örgütünün en yüksek dereceli üyelerinden biridir:

"Mussolini, Palermo Locasından 33. derece madalyasını almıştır." (Faşizmler, Henry Michel, sf.126)

Sorel'in teorisinden derinden etkilenen isimlerden birisi de Mussolini idi:

"Mussolini üzerindeki Sorel etkisi kesindir. Mussolini onunla pek çok kere biraraya gelmiştir. Hatta bu faşist diktatör bir gün halka şöyle bir açıklamada bulunmuştur: 'Şu anda sahip olduğum herşeyi Georges Sorel'e borçluyum'."(Notre Maitre M. Sorel, sf.303)

Sorel sadece Mussolini'yi değil, diğer birçok masonu da etkilemiş ve bunların da faşist partiye üye olmalarını sağlamıştı:

"Faşist Parti'ye mensup olanlar arasında birçok mason vardı. Mesela Balbo, Bottai, Acerbo, Farinaci, Grandi ve sonraları Mussolini'nin damadı olan Ciano masondu. Hatta, Faşist Parti'nin Genel Sekreterliği'ni yapmış olan Farinaci hem Palazzo Giustiniani'deki hem de Gesu Meydanı'ndaki masonluğa intisap imkanını bile bulmuştu." (Mimar Sinan Dergisi, yıl 1977, sayı 25, sf.41)

Faşizm; Haklı Olanın Değil, Güçlü Olanın Hakimiyeti...

Faşizm ilk anda süslü sloganları ile bir kısım cahil halk üzerinde sempati uyandırsa da; akıl, mantık ve vicdanla düşünenler için faşizmin vaat ettiği geleceğin karanlık olduğu, tüm yetkilerin din düşmanı, zalim ve baskıcı bir elde toplanmasının zulüm ve şiddetten başka bir şey getirmeyeceği açıkça görülmektedir. Aslında bu durum faşist ideologlar ve liderler tarafından da bilinen bir gerçek ve zaten ulaşılmak istenen amaçtır. Nitekim bu gerçeği İtalyan faşist diktatör Mussolini, iktidarının çökmeye başladığını görünce şöyle dile getirmişti:

"Faşizm özgürlük değil, zalimin hakimiyetidir. Milletin güvencesi değil, özel çıkarların savunmasıdır. Bunu herkes bilirdi." (Mussolini and Fascism, John P. Diggins, sf.15)

Gerçekten de faşizm gibi şiddet ve baskı yanlısı bir düşüncenin uygulamada getireceği sonuç, doğal olarak, haklı olanın değil, güçlü olanın kazanması, güçlünün haklıyı ezmesidir. Diğer bir deyişle, faşist bir toplumda para kimin elindeyse, silah kimin elindeyse o en güçlüdür ve onun dedikleri doğrudur. Bu ideolojiden farklı olan bütün fikirler yanlış ve zararlıdır. Dolayısıyla "zararlı olan fikir", ancak o fikrin sahibinin güç kullanılarak susturulmasıyla ortadan kaldırılabilir.

Faşizm ve Siyonizm İş Birliği

Normal bir insanın kan dökmesi, baskı ve şiddeti savunması mümkün değildir. Böyle bir durumun oluşabilmesi için kişinin ancak sapkın bir ideolojiyle beyninin yıkanması gerekir. Hem faşist teoriyi ortaya koyan Sorel'in, hem de bu teoriyi uygulayan Mussolini, Franco ve Hitler gibi liderlerin gerek düşüncelerinin gerekse yaşayışlarının Siyonist felsefeyle olan paralelliği de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Pek çok kişiye garip de gelse, faşistlerin Siyonist sermayedarlar tarafından teşvik görmesi, faşist ideoloji ile Siyonizmin paylaştığı ortak paydadan kaynaklanmaktadır. Siyonizmin temeli üstün ırk inancıdır. Siyonistlerin bu inançlarının temel dayanağı ise, Muharref Tevrat'ın bazı açıklamalarına dayanarak yaptıkları art niyetli yorumlar ve kimi batıl geleneklerden gelen ön kabullerdir. Bu düşüncelerini savunurken öne sürdükleri bir Tevrat pasajı ise şöyledir:

"Siz Allah'ınız Rabbin oğullarısınız... Çünkü siz Allah'ın Rabbe mukaddes bir kavmisin ve Rab yeryüzünde olan bütün kavimlerden üstün olarak kendisine has bir kavim olmak üzere sizi seçti." (Tesniye Bölümü, 14/1-2)

Allah'ın bir dönem Yahudilere nimetler verdiği ve yine bir dönem onları diğer milletlere hakim kıldığı bir gerçektir. Ancak Siyonistler, Allah'ın birçok peygamberi bu soydan göndererek, Yahudileri bir dönem geniş topraklara hakim kılmış olmasını yanlış yorumlayıp bunu bir tür ırk üstünlüğü gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Bunun sonucunda da, her Yahudi'nin doğuştan bir üstünlük sahibi olduğuna ve İsrailoğullarının tüm diğer kavimlerden ebediyen üstün sayıldıklarına dair çarpık bir anlayış geliştirmişlerdir.

Bu durum Siyonist liderlerin düşünce yapılarını oldukça derinden etkilemiştir. Bu etki, Siyonizmin fikir babalarından Ahad Ha Am'ın ifadesinde de açık şekilde kendini göstermektedir:

"Yaratılış merdivenlerinde farklı basamaklar olduğunu herkes doğal olarak kabul eder. Önce inorganik nesneler, bitkiler ve hayvanlar alemi, sonra konuşan yaratıklar ve hepsinin üstünde Yahudiler." (Siyonizm ve Irkçılık, AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, no 511, sf.49) Bu ırkçı düşünce, Siyonist felsefe ile yakın ilişkileri olan masonların da önemli ilkelerinden biridir:

"Bu her biri bir öncekinden daha yükseğe varan parlak kültür aşamalarına insanın yücelişi de deniyor. Ama bütün bunlar bizim anladığımız insan, sokakta her gün gördüğümüz insan değildir. İki ayaklı, iki kulaklı, az çok usa da sahip insanı biz burada kastetmiyoruz, biz insan dediğimiz zaman, bütün masonik ilkeleri sinesinde toplayan bir insanı, insan olarak ele alıyoruz." (Mimar Sinan Dergisi, sayı 27-28, sf.35)

Dolayısıyla, Siyonist felsefeyi benimseyenler için, kendileri dışındaki insanlara hayvan gözüyle bakmak, diğer bir deyişle onlara hayvan muamelesi yapmak oldukça makuldur.

Kendi ırkından olmayan insanlara hayvan gözüyle bakan düşünce yapısının, onlar için ne gibi bir sistemi uygun göreceğini tahmin etmek pek de zor değildir. Onlara düşen görev kendilerinden istenenleri yerine getirmek, aksi halde ise, "cezalandırılmak"tır. İşte bu noktada kullanılan cezalandırma yöntemi ise, baskı ve şiddetin ta kendisi olan faşizmdir.

Faşist felsefe, sadece savaşın insanı yücelttiğine inanır. Bu felsefeye göre insan ancak savaşarak gelişebilir. Bu düşünceyi Mussolini'nin şu ifadesinde görebilmek mümkündür:

"Sadece savaş bütün insansal enerjiyi en yüksek gerilimine getirir ve onu göze almak cesaretine sahip olan toplumlara bir soyluluk damgası vurur." (Devrimler ve Karşı Devrimler Ansiklopedisi, cilt 2, sf.242)

Mussolini gibi Hitler de aynı faşist düşünceye sahip olduğundan her zaman şiddeti ve savaşı desteklemişti:

"Güçten, şiddetten, savaştan başka üstün değer tanımayan Hitler ve yakın çevresi, bu kavramlarda mistik, gizli bir anlam bulmuşlar ya da kendilerini bu anlamı bulduklarına inandırmışlardı. Savaşı yüceltmelerinin nedeni buydu." (Hitler'den önce Hitler'den Sonra, Aytunç Altındal, Cumhuriyet, 26 Kasım 1992)

Faşizmin genel karakterinde savaşın, savaşmanın bu derece önemli bir yerinin olması, Siyonizm ile faşizm arasındaki bir diğer ortak noktadır. Siyonist İsrail Devleti'nin elli yılı aşkın süredir aralıksız sürdürdüğü işgal politikası, beraberinde sürekli bir çatışma ve savaş ortamını getirmektedir. İsrail'in sorunları çözmek için sürekli şiddete başvurması, daha çok şiddetin yaşanmasına neden olmakta, Ortadoğu'da kan, gözyaşı ve acının bir türlü sonu gelmemektedir. Pek çok Müslüman ve Yahudinin hayatını kaybettiği bu savaşın barışla neticelenmemesinin en büyük sorumlusu ise, işgalden vazgeçmeye bir türlü yanaşmayan Siyonist anlayıştır.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <img> <b> <dd><img>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar