dinler tarihi

warning: Creating default object from empty value in /home/zehirli/domains/zehirli.org/private_html/dinler/modules/taxonomy/taxonomy.pages.inc on line 33.

Afrika Dinleri Hakkında Bilgi

Afrika insanının dinsel dünyası Avrupalılarınkinden oldukça farklıdır. Bununla birlikte Avrupa dininin temelinde yatan birçok kavramda Mısır, Hint ve Avrupa etkisini birarada görmek mümkündür. Bu nedenle de çeşitli inanç sistemleriyle dolu olan Zenci Afrika'nın dinsel yaşamını bütünüyle kavramak oldukça güçtür. Ne var ki, Afrika'daki yerli dillerin yeterince öğrenilmesi ve Afrika asıllı incelemecilerin katkıları ile Afrika dinleri daha bir açıklık kazanmış, dinsel olguları açıklamak için gerekli olan terim ve kavramları saptamak kolaylaşmıştır.

Afrika'daki ilkel çağdaş dinler arasında en çok Animizm, Fetişizm ve Totemizm yaygındır. Özellikle Orta Afrika'da, Asya'da ve Pasifik Okyanusu'nun bazı adalarında, hâlâ, yaklaşık olarak 140 milyon kadar insanın kabul ettiği Animizm (Canlıcılık) inanışına göre, yalnız canlı varlıkları değil cansız varlıkları da, birer rufa yönetir. Animizmi tabiatta insan ruhuna az çok benzer ruhlar bulunduğunu kabul eden din olarak tanımlayabiliriz. Zenci Afrika'da Animizm, tslamiyetten hemen sonra gelmektedir. Yapılan istatistiklere göre Afrika'daki müslüman sayısı 102 milyon, animist sayısı 95 milyon, Hıristiyan (katolik, protestan ve kıptî) sayısı ise, yaklaşık olarak 60 milyondur.

4 İncil hakkında bilgi

LUKA İNCİLİ

Dört İncil’den biridir. Yazarı Luka, Antakyalı Yahudi olmayan bir aileden gelir. Luka’nın kaynakları hem yazılı kaynaklardır hem de İsa ile birlikte bulunmuş olanların sözlü şahitliğidir. Antakya'daki bir çok Hıristiyanın sözleri Onun için belirleyici olmuştur.

Luka’nın yazdığı İncil, daha çok Yahudi kökenli olmayan Hıristiyanlar içindir. Bunun için inananları cezbedecek öykülere yer vermiştir. Hıristiyan görüşüne göre, Luka ve diğer İncil yazarları, bu metinleri kaleme alırlarken, Kutsal Ruh’dan ilham almışlardır. Bu İncillerin kıymeti de buradan kaynaklanır.

Sonuç

Dinler Tarihi, kendine özgü tarihçesi, metodolojik yaklaşımları, teori ve problemleri olan beşeri ve sosyal bir ilim olarak bir taraftan sosyal bilimler içinde otonomisini sağlamlaştırırken bir taraftan da onlardan dışlanmamaya dikkat eder. Özgün metodolojisi, bu disiplinin en temel unsurlarından olup bilime kendi karakteristik kimliğini vermek için vardır.

Cinsiyet

Cinsiyet, insanları kadınlar ve erkekler olmak üzere iki farklı bölüme ayırır. Beşer kültüründe erkek ve dişi ayırımı, çoğu zaman zıt bağlamda değerlendirilmiş hatta cinsiyet, çoğu kez bir tür hiyerarşi olarak anlaşılmış ve biri, (özellikle erkek) ötekine (yani kadına) üstün bir cinste sayılmıştır. Cinsiyetin durumu kültürlere, geleneklere göre değişiklik arzeder. Cinsiyet bu yüzden otorite ve güç konusunda önemli sorunlar yaşayabilir.

İdeoloji

Bir yaklaşım kategorisi olarak ideoloji, baskın bir siyasi gündeme sahip olan ve kendi görüşleri etrafında birleştirici, evrenselleştirici, meşru kılıcı, rasyonelleştirici ve doğallaştırıcı bir kavram şeklinde tanımlanır. İdeoloji, muhtelif sosyal ve tarihsel farklılıkları en aza indirgemek ve homojenlik sağlamak için vardır[140].

Bu bağlamda metodolojik açıdan ideolojiyi şu şekilde kısımlara ayırabiliriz; Din –ideoloji ilişkisi, Dinler-ideoloji ilişkisi ve Dinler Tarihi-ideoloji ilişkisi.

Sömürgecilik Sonrası (Post-Colonialism)

Basit bir tanımla sömürgecilik, askeri ve siyasi güç kullanarak, ekonomik açıdan hammadde ve ucuz işgücü kazanılabilecek yabancı bir toprağa girmek ve buna uygun şartları yaratıp bu durumun idamesi için çaba göstermektir. Bu terim, aynı zamanda yabancı işgal güçleri ile yerli halklar arasında sürekli artarak devam eden sömürgeci güçler lehine kültürler arası alışverişi, etkileşimi ve karşılaşmaları da içerecektir[123].

Dinlere yönelik sömürgeci tavırların izleri sömürgeciliğin etkin olduğu yıllara kadar gider. Söz gelişi 1847’de İngiliz teolog Frederick Denison Maurice, The Religions of World (Dünya Dinleri) adlı çalışmasında dinlerle ilgilenen akademik bir disiplinin, öncelikle öteki ülkelerle ticaret işine girişen, onları fetheden veya onları hakimiyeti altına almak ve bu hakimiyetini sürdürmek isteyen bir ulus için yararlı olacağını açık bir dille belirtmişti[124].

Yeni Mukayesecilik (New Comparativism)

Mukayese, Mukayeseli Din Bilimi’ne anlam veren aynı zamanda ona tarihsel süreç içinde metot kazandıran özel bir terimdir. İnsanlar, genel teferruatlarıyla çevrelerinde biten olayları gözlemleyip aralarındaki benzerlik ve farklılıklar yaptıkları genellemeleri mukayese etmek isterler[85]. Bu mukayese işi, insan zihnin aleme düzen vermek istemesinin temel yollarından biridir. Ancak burada asıl sorun, mukayese etmekten ziyade çağdaş din biliminde bu işin nasıl yürütüleceği konusudur[86].

Tasnif

Dinler Tarihi, fenomenleri kategorilere ayıran, tasnifçi bir disiplindir. Zira topladığı ve ajandasında yüklü miktarda bulunan “malzemeler”, kategorik olarak çokluklara, farklılıklara, benzerliklere veya ayniliklere ayrışabilen yapıdadır. O, bu kadar yoğun malzemeyi, tarihsel, mukayese metodu yoluyla işler ve onları hem rasyonel hem de irrasyonel alanı içinde değerlendirir. Yine o, çokluklar dünyasında, zamana yayılan tüm fenomenlerin tipolojilerine hükmetmek zorundadır. Bu durumda disiplinin tasnif derken anlamak zorunda olduğu iki temel konu vardır; dinî fenomenlerin tasnifi ve dinlerin tasnifi. Ancak Dinler Tarihçi’nin en başından bilmesi gereken çok önemli bir konu vardır; dinlerdeki sınıflandırma bilimi (taxonomi) işi, öncelikle filoloji, etnoloji ve sosyo-antropolojik yaklaşımların yardımıyla yapılabilir.

Din Tanımlama

“Din”, terim olarak günümüz Dinler Tarihi için hem eleştirel metodolojik araştırmalara götüren, hem de sorunlu konular ortaya çıkarabilecek güçte olan çok önemli bir kavramdır. O, aynı zamanda bir olgu olarak din biliminde hala en az “kutsal” kadar birincil oluş özelliğini korumaktadır.

TEVRAT'TAN 1500 YIL ÖNCESİNE AİT EBLA TABLETLERİNDE ADI GEÇEN PEYGAMBERLER

M.Ö. 2500'lü yıllardan kalma Ebla Tabletleri, dinler tarihi açısından çok önemli bilgileri günümüze kadar taşımaktadır. Arkeologlar tarafından bulundukları 1975 yılından itibaren birçok kez araştırma ve tartışma konusu olan Ebla Tabletlerinin en önemli özelliği ise, içinde İlahi kitaplarda bahsedilen üç peygamberin adının geçmesidir.

Önemli bilgiler içeren Ebla tabletlerinin, binlerce yıl sonra bulunması, Kuran'da bildirilen toplulukların durumunun coğrafi olarak da açıklanması bakımından oldukça önemlidir.

Ebla, M.Ö. 2500 yıllarında, bugünkü Suriye'nin başkenti olan Şam ile Türkiye'nin güneydoğusunu da içine alan bir bölgeyi kapsayan bir krallıktı. Bu krallık, kültürel ve ekonomik olarak doruğa çıkmış ama bir dönem sonra -birçok medeniyette olduğu gibi- tarih sahnesinden silinmişti. Ebla Krallığının, döneminin önemli bir kültür ve ticaret merkezi olduğu, tuttukları kayıtlardan da anlaşılıyordu. Eblalılar devlet arşivi oluşturan, kütüphane kuran ve ticari sözleşmeleri yazılı kayıt altına alan bir medeniyetin sahibiydiler. Hatta Eblaca (Eblait) denen kendi dillerini oluşturmuşlardı. (Ebla", Funk & Wagnalls New Encyclopaedia, (c) 1995 Funk & Wagnalls Corporation, Infopedia 2.0, SoftKey Multimedia Inc.)

İçeriği paylaş

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar